Türkiye Cumhuriyeti bir tarım ülkesidir.
Diyebiliyor muyuz?
Türkiye bir sanayi ülkesidir.
Peki, bu doğru mu?
Ya da Türkiye bir teknoloji ülkesi midir?
Gönül rahatlığıyla ülkemiz üretimin, sanayinin, bilim ve teknolojinin ve turizmin kalbinin attığı yerdir diyebiliyor muyuz?
Tek bildiğimiz geçmişimizle ile böbürlenmek!
***
Cihana hükmeden bir imparatorluğun mirasçıları olduğumuzu büyük bir gururla haykırıyoruz.
Evet, çağa hükmetmenin romantizmi insanımızı cezbeder.
Ancak bugüne döndüğümüzde insanlığın hizmetine sunabildiğimiz neler var?
Peki, ya gelecekte.
Osmanlı devleti zamana ayak uyduramadığı ve değişime karşı durduğu için zamanın ruhunu yakalayamadı.
Ve giderek gücünü, etkisini yitirdi.
Yabancı devletlere ticari imtiyazlar tanıyıp ekonomik bağımsızlığını yavaş yavaş kaybetti.
Elbette karşı karşıya olduğumuz manzara bire bir aynıdır diyemeyiz. Ancak benzer noktalar mevcut.
***
Yarım yüzyıl önce Türkiye hala bir tarım ülkesiydi.
Kır toplumu olarak üretime dayalı bir sistem uygulanmaktaydı.
Zaman içerisinde köyden kente göç oranı hızlı bir artış gösterdi. Bunda artan nüfusun da payı elbette büyük.
Bir türlü gerçekleştirilemeyen toprak reformu ve yıkılamayan feodal düzen insanımızın geçimlerini kendi emekleriyle sağlayamamasına sebep oldu.
Her ne kadar dağa taşa “Bu Düzen Değişecek” ve “Toprak İşleyenin, Su Kullananın” sloganları kazınsa da ne yazık ki topraksız köylüye toprak ve hür yaşam ülküleri hayata geçirilemedi.
Onun yerine nasıl bir düzenek kurulduğu ve bugünlere nasıl gelindiği hepimizin malumu.
***
Gelelim bugün içinde bulunduğumuz duruma.
Köyler bomboş kaldı.
Öyle terör sebebiyle falan da değil!
Kim ister ki yerinden yurdundan ayrılmayı?
Köylerde genç yok!
Kentte iş yok.
Son 20 yılda kültürümüz yozlaştı, insanımız da öyle.
Geçmişten getirdiği değerleri birer birer terk etti.
Önceden herkesin muhakkak bir köyü vardı.
Şimdilerde öyle bir bağ kalmadı.
***
Köylü kazancının giderini karşılayamaması sebebiyle Ata mirası toprağını satmak mecburiyetinde kalıyor.
Bir diğer nokta miras hukuku, tarım arazilerinin parçalanması önlenemiyor.
Son yıllarda toprak koruma kanunun çıkarıldı ancak iş işten geçti dersek yeridir.
Köye geri dönüşleri hızlandırmak için yeni stratejiler geliştiriliyor.
Bakan Eşref Fakıbaba’nın birkaç önce açıkladığı çılgın proje iştah kabarttı.
***
Henüz detay yok, bilgi yok.
Ben detaylı bir projenin de olduğuna nedense inanamıyorum. Fakıbaba dedi ki; köyüne dönen herkese 300 koyun vereceğiz.
Başka, maaşını da biz vereceğiz tabi sigorta da devletten dedi.
Geri ödemesi olacak bu sistemde projeden faydalanmak isteyen kişiler arazilerini ipotek etmek durumunda kalacak.
Bilgi bu kadar, bir de üretilen ürünlere alım garantisi verilecekmiş.
***
İyi niyetle düşünüldüğünde köyüne özüne dönmek kulağa hoş geliyor. Ancak gerçekler epey farklı akaryakıt fiyatları, girdi maliyetleri, pazar sorunu, sektörde tekel varlığı ve aracıların boğucu baskısı aşılması gereken çok ciddi sorunlar.
Bunca rant, bunca talan içinde tarım arazilerini korumak ve tarımsal üretimi yeniden canlandırmak o kadar uzak görünüyor ki, bir de üretici örgütlerinin kaderine terk edilmesi var ki içler acısı.
***
Üreticilerin ekonomik olarak güçlendirilmesi ve küçük aile işletmelerinin desteklenmesi için özellikle büyükşehirlerde başka formüller düşünülmeli.
Büyükşehir yasa tasarısı ile Köy diye bir şey kalmadı, öncelikle bu anlamsız kanunun titizlikle gözden geçirilmesi gerekmektedir.
Alt yapısı, imkanları ve geleceği belirsiz olan hayati bir sektör üzerinde bu kadar kolay değişiklikler yapmak akıl karı değil.
Gelin tarım ve hayvancılığı masa başında dizayn etmeyelim.
Köylüye soralım, üretici anlatsın derdini ve çözüm önerisini.
***
Vereceğiz dediğiniz koyunları da deniz aşırı memleketlerden ithal edeceksiniz!
Cumhuriyetin ilk yıllarında bu gelişim ve değişim öyle güzel planlandı ki, devlet üretme çiftlikleri ve haralar çiftçinin ihtiyacı olan bütün materyali karşılamaktaydı.
Yerli tohumunu yeterince üretemeyen ve bu sektörde avuç içi kadar olan çöl ülkesi İsrail ile çalışan Türkiye çiftçisinin Allah yardımcısı olsun.

