Çağlar boyunca İzmit’in depremlerle yıkılıp yeniden inşa edildiğini görmekteyiz.
Üst üste kurulan şehirler, kentimizin geçmişten bu yana yaşanacak değere sahip olduğunu göstermektedir.
Her yeniden inşa edildiğinde öncelikli ölçüt neydi bilinmez ancak bir gerçek var ki; siz ne kadar özenirseniz özenin doğa karşısında yaptığınız ne varda aciz kalabiliyor.
17 Ağustos 1999 tarihinde tanıklık ettiğimiz bir deprem gerçeği var.
Neredeyse 20 yıl önce yaşadığımız o acı deneyimin bize bazı konularda ders vermesi gerekmez mi?
***
İzmit Belediyesi uzun zamandır Erenler ve Cedit Mahallelerinde kentsel dönüşüm için çalışmalar yürütmekte.
Yasal düzenlemeler, bürokratik işlemler ve projelendirme aşamaları geçildi.
Cedit Mahallesinde çalışmaların başlayacağı yakın zamanda kamuoyu ile paylaşıldı.
Buraya kadar her şey olması gerektiği gibi ilerliyor mu?
Kime ne göre evet.
Bana kalırsa ciddi hatalar ve eksiklikler var.
Öyle ki; İzmit Belediyesi bundan sonra yapılması planlanan dönüşüm projelerini dahi rafa kaldırmak durumunda kalabilir.
***
Büyükşehir kentsel dönüşüm ve gelişim master planında kentsel dönüşüm alanı olarak; gecekondu bölgelerini, bozulmaya ve çökmeye uğrayan alanları, terk edilmiş sanayi alanlarını ve en önemlisini en sona saklamışlar olası bir doğal afette en fazla zararı görebilecek bölgeleri belirlemiş.
Kentsel dönüşümün amacını ise 2 başlık altında toplamış; 1. fiziksel, işlevsel, ekonomik ve sosyal ömrünü tamamlamış kent dokularının tüm riskler göz önüne alınarak iyileştirilmesi.
2. Daha iyi barınma koşulları için tüm kentsel donatıların sağlanması amacıyla yeniden planlama yapmak.
***
İzmit’te yapılacak bir dönüşüm çalışmasının öncelikli hedefi doğal afetlere azami hazırlık için olmalı.
Buna itiraz etmek insan hayatını hiçe saymak manası taşır.
Bir diğer husus ise mevcut kültürün muhafazasıdır.
Gecekondu ve müstakil yapıların yerine 10 kata varan yüksek yüksek birbirinin aynı binaları ardı ardına sıralamak halkın ihtiyaçlarına karşılık vermeyecektir.
Sosyal yaşamı sekteye uğratacak, alışkanlıkları ve geçmişten bugüne yaşayan yaşatılan kültürü, komşuluk ilişkilerini sarsacaktır.
***
Kentimizin yüksek yamaçlarına uzun uzun zaman önce kurulan mütevazı evler ilk bakışta İzmit’imize bir Anadolu kenti havası vermektedir.
Sokak aralarında sürekli karşılaşılan tanıdık yüzler, on yıllarca aynı kapıları çalıp aynı pencerelere bakmak bir yaşam pratiğidir.
Mahalle kültürümüzü kentli olabilmek ile harmanlamak bu kente bambaşka bir dinamik kazandıracaktır.
Büyükşehir yetkilileri dünya üzerinde 9 ülkede yapılan dönüşüm projelerini incelediğini iddia ediyor.
Bu ümit verici bir gelişme ancak inşaat çalışmalarını TOKİ’nin yapacağı göz önüne alındığında ortaya çıkabilecek çalışma az çok tahmin edilebilir.
Daha önceki örneklere baktığımızda Ankara’da Melih Gökçek döneminin bir kültür tahribi amaçlı yürüttüğü Tuzluçayır’ın imar bakımından ıslahı başkaca emeller barındırmaktadır.
***
Var olan ve gün geçtikçe güçlenen mahalle kültürü, dayanışma ve birlik havası idarecileri böyle bir tarumara itmiştir.
Netice de bugün Tuzluçayır ve Boğaziçi mahallelerinde yok pahasına gasp edilen gecekonduların yerine birbirinin aynı fakat ruhsuz binalar inşa edilmeye devam ediyor.
Bir diğer canlı örnek; Sulukule.
Başlı başına bir kentsel ayrışma ve ayıklama projesi olan Sulukule’de çekilen acılar zihinlerimizde hala taze.
Elbette İzmit Belediyesi’nin buna benzer bir amacı olduğunu söyleyemem.
Lakin mahallenin dokusuna uygun olmayan dikey olarak inşa edilecek binalarda hem komşuluk geleneği hem de mahalle bilinci tahrip olacaktır.
***
Tüm bu sosyal bakımdan hoşnutsuzluk ve toplumsal yapıya onulmaz yaraların açılma ihtimali tekrar tekrar gözden geçirilmelidir.
Bu konuyu ele almaya devam edeceğiz.
Kentsel dönüşüm gerçekten gerekli midir?
Öncelikli alanlar hangileridir?
Risk nerede?
Göz önünde bulundurulması gereken fiziki, ekonomik ve sosyal etmenler nelerdir?
Tüm bu sorulara yanıt aramaya çalışacağız.

