Ergün DEMİR
Saadet Partisi’ne yıllarını vermiş bir parti emekçisi Recep Sarıdoğan.
Görmüş geçirmiş, deneyimli, güvenilir bir isim.
Yılların politikacısı ama duygularını kaybetmemiş.
Bence çok önemli bir meziyet bu.
Belki de günümüzün politikacılarının çoğunda olmayan şey duygularını kaybetmemek.
Peki Sayın Sarıdoğan’ın duygusu ne?
Uzun yıllardır tanıyorum kendisini.
Onun en büyük motivasyonu memleket…
Memleketin insanlarının daya iyi yaşaması.
Ülkenin dışa bağımlılıktan kurtarılması.
Yerli ve milli bir üretimle kalkınmak.
Hakça, adaletli bir şekilde yaşamak.
İşte en büyük arzusu ve istemi bunlar.
Sayın Sarıdoğan ile Saadet Partisi’nin, ülkemizin ve şehrimizin halini ahvalini konuştuk.
Keyifle okuyacağınızı düşünüyorum.
,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,
*Yakın bir zamanda Kocaeli’de kongrenizi yaptınız. İddialı bir kongre oldu. Dediğinizi yaptınız. Biraz siz kongreyi değerlendirir misiniz?
-Kongreler, siyasi partilerde yapılması gereken kanuni çalışmalardır. Ama bu çalışmaları normal şartlarda sahaya yaymadan da yapabilirsiniz. Küçük salonlarda da yapabilirsiniz. Ama biz Saadet Partisi olarak, Kocaeli’de kongremiz için ciddi bir çalışma yaptık. Bir komisyon oluşturuldu. Komisyon bütün birimleriyle çalıştı. İlçelerin de çok ciddi manada emeği oldu. Bir seçim seferberliği varmışçasına çalışıldı. Biz kongremizi yapmak için İzmit’in en büyük spor salonunu tuttuk. Çünkü biz her zaman iyi olanı yapmak isteriz. Biz köklü bir siyasal partiyiz, 45 yıldır siyaset yapıyoruz. Toplum bizi çok iyi tanıyor. Bazı nedenlerden dolayı biz 15 yıldır parlamentoya giremiyoruz. Yerellerde belediye başkanlıkları kazanamıyoruz. Toplum iktidar partisini bize benzetiyor ve onlara oy veriyor. 15 yıldır iki genel başkanımızı kaybetmişiz. İçimizde de bazı sıkıntılar olmuş. Numan Kurtulmuş olayı hadisesi olmuş. Bildiğiniz gibi yakın denecek bir zamanda bizim genel başkanımız değişti. Genel başkanımız değiştikten sonra toplumda, onun üslubu ve söylemiyle birlikte, özellikle de referandum sürecinde bir anda Saadet Partisi gündeme oturdu. Bir anda gündemleri belirleyebilecek pozisyona geldik. Her ne kadar parlamentoda olmamış olsak da bu böyle oldu. Haliyle biz de Kocaeli’de dedik ki, kongremize genel başkanımız gelecek. Biz Kocaeli ve Türkiye’ye sesimizi nasıl duyurabiliriz? Bununla ilgili ciddi bir çalışma yaptık. Tanıtıma çok önem verdik. Özellikle basın bizim sesimiz oldu. Ve başarılı bir kongre yaptık. Coşkulu ve katılımı yüksek bir kongre oldu. Bu kongre bizim için ciddi bir sinerji oldu. Bizim tüm kadrolarımız, ilçe başkanlarımız, hepsi bu sinerjiden etkilendi. Bizim kongremizde genel başkanımızın konuşmalarını ulusal basında dikkate alınca gözler iyice üzerimize çevrildi. Halkımız, Saadet Partisi’ndeki bu yeniden canlanmayı hissetti. Sesimizi gerçekten duyurduk.
BÜYÜK ZİRVELERE ÇIKMA ADINA…
*Önümüzdeki yerel ve genel seçimlere hazır mısınız. Bunu hem genel hem de Kocaeli için soruyorum. Nasıl çalışacaksınız?
-Normal şartlarda biz ciddi çalışan bir siyasi partiyiz. 45 yıldır bizim genel merkez, il ve ilçelerimizde hiçbir toplantı aksamaz. Pazartesi günü ilçeler, Çarşamba günü il, genel merkez Salı günü başkanlı divanını ve toplantısını yapar. Biz hiçbir çalışmayı hafife almamış ve çalışmış bir yapıyız. Bugün parlamentoda ve yerellerde olmadığımızdan dolayı toplum bizi çalışmıyor gibi görüyor. Ama bu doğru değil. Biz örneği Kocaeli’de kongremizi 13.41 iddiasıyla yaptık. Nedir bu 13.41. Bu bir iddiadır, 13 belediyenin, 13 milletvekilliğinin kazanılması iddiasıdır. Biz bundan sonra artık vites düşüremeyiz. Bu kongreden sonra artık bizim çok daha büyük zirvelere çıkma adına çalışma yapmamız gerekiyor. Şu an itibariyle bizim evde yatacak, keyif yapacak pozisyonumuz kalmadı. Çalışacağız. Artık bundan sonra evlerimizi atık otel gibi kullanacağız. Bu son yaptığımız kongre de bunun işaret fişeğidir. Kocaeli’de de her hafta Perşembe günü basın toplantımız oluyor. İl Başkanımız polemik yapmadan, kentin, ülkenin kronikleşmiş sorunlarına parmak basıyor. Bundan sonra da bütün olaylara, sıkıntılara değinilecek. Millete sorunları anlatmaya gayret göstereceğiz.
*Siz önümüzdeki genel ve yerel seçimleri, hem partiniz hem de ülke için bir milat olarak mı görüyorsunuz? Konuşmalarınızdan öyle bir duygu aldım.
-Şunu görüyoruz, gelecekte bizi daha sıkıntılı günler bekliyor. 15 yıl önce söylediklerimiz çıktı. Öngörülerimiz tuttu. Ülkemizde ekonomi, sosyal sıkıntılar var. Dış politikada çıkılmaz bir sokağa girdik. Bundan sonra bizim bu topluma bu sıkıntıları çok daha iyi anlatabilmemiz lazım. Özellikle dilimizi çok iyi kullanacağız. İnsanlar eskiden hangi partiye oy vermişlerse vermişler. Önemli değil. Biz bugün o insanlara çözümün ve çarenin Saadet Partisi’nde olduğunu anlatacağız. Bunu kuru kuruya değil, altı dolu bir şekilde anlatacağız. Ciddi projeler üreteceğiz. Türkiye’de yanlış politikaların cezasını yöneticiler çekmiyor, işçi, memur, esnaf ve sanayici çekiyor. Ülkenin ekonomik olarak kurtuluşu, kalkınmadan geçer ama yerli kalkınmadan geçer. Ayrıca toplumsal kutuplaşmanın önüne geçilmesi şart. Barışma çok önemli. Ayrışmalara, kamplaşmalar prim vermemeliyiz. Mutlaka kucaklaşmalıyız. Bunun tek adresi Saadet Partisi’dir.
BİZ ÜRETMİYORUZ, PAZAR OLMUŞUZ
*Sayın Sarıdoğan, siz aynı zamanda iş dünyasından bir isimsiniz. Öncelikle ülkenin ekonomisi için ne dersiniz?
-Ekonomik olarak baktığımızda, ihracatın arttığını söyleyen, geçmişe nazaran ekonominin çok iyi gittiğini söyleyen bir iktidar var. Ama birde buz dağının görünmeyen tarafı var. Bugün şöyle baktığımızda devletin resmi verilerin göre, açlık sınırı 1500 lira, yoksulluk sınırı 4 bin küsür lira. Şimdi bugün siz insanlara açlık ve yoksulluk sınırının altın maaş veriyorsunuz. Ekonomi iyi ise siz bu insanlara neden açlık sınırının altında maaş veriyorsunuz? Yoksulluk sınırının üstünde maaş vermeniz gerekmiyor mu? Milli gelirinizin arttığını söylüyorsunuz, IMF’ye borç verecek duruma geldiğinizi söylüyorsunuz. O zaman durmayın, insanlara yoksulluk sınırının üzerinde maaş verin. Türkiye’yi Avrupa’nın pazarı konumuna getirdiler. Biz üretmiyoruz, Avrupa’nın malını tüketiyoruz. 1945’te Almanya yerle bir oluyor ama aynı Almanya 1970’lerde sanayisi zirve yapıyor. Biz son 15 senede savaş yapmamışız ama geldiğimiz durum ortada. Ülkemizdeki fabrikaları modernize edip üretimi artıracağınıza hepsini özelleştirdiniz ya da kapattınız. Birde dış politikaya bakalım. Bugün siz Ortadoğu’yu kaybetmişsiniz. Peki siz ürettiğiniz malı kime satacaksınız? Avrupa’ya mı satacaksınız. Sizin Avrupa’nın seviyesine gelebilmeniz için 50-60 yıla ihtiyacınız var. Siz bir Mercedes, BMW, Volkswagen üretebiliyor musunuz? Sizin bugünün teknolojisini yakalayabilmeniz için büyük üreticilerle, müteşebbislerle oturup proje üretmeniz gerekir. Devlette katkı vererek bir şeyler yapmanız gerekiyor.

BİR TANE MARKAMIZ YOK
*Artık yerli araç için bir girişim var, bunun için ne dersiniz?
-Siz nereden başladınız, sıcak bir konu olduğu için söylemek istiyorum, oysaki 27 Aralık 2012’de Yeni Şafak Gazetesi’nin bir manşeti var. 2013’ün Şubat’ında yerli araba yollara iniyor diyor. Bugün sene 2017, şimdi yeniden yerli araba konusu gündeme geliyor. Tamam yine de yapabiliyorlarsa yapsınlar. Biz ona da bir şey demiyoruz. Ama şunu soruyoruz, eskiden tarımda kendi kendine yeten ülkemizde şimdi yerli et yiyebiliyor musunuz? Yerli buğdayınız size yetiyor mu? Tarımla ilgili ne varsa şimdi siz bunları nereden alıyorsunuz? Görünen o ki siz en kolay yapmanız gereken işleri yapmıyorsunuz, en kolayını yapmıyorsunuz şimdi algı yönetimi yaparak bir yerli araba pazarlaması yapıyorsunuz. Böylece seçimlere yatırım yapıyorsunuz. Yerli araba olacak mı onda da soru işaretleri var. Bugün Türkiye’de yol yapıyorsunuz ama aldığınız araba yabancı, iş makineleri yabancı. Hastaneler bakalım, hastane yapıyorsunuz, aldığınız cihazlar hep yabancı. Biz hiçbir şeyi kendimiz üretemiyoruz. Sadece inşaat sektörü var, onun ötesinde bizim hiçbir markamız yok. İnşaatta üretilen terazi bile Çin’den geliyor. Bugün biz bir şey yapacaksak D 8 ülkeleriyle birlikte yapmak durumundayız. Hem pazarlama açısından, hem de oralardaki yeraltı kaynaklarından faydalanmak için. Onlara da bizde var olanları vermek koşuluyla. Bu yöntemle maliyetler düşer ve üretime yöneliriz.
HOCAMIZDAN İNTİKAM ALMA PLANI
*Epeyce zamandır Erbakan Vakfı ile bir gerilim yaşıyorsunuz. En son Fatih Erbakan, Saadet Partisi’ne yüklendi ve bir parti kurma sinyali verdi. Nedir bu gerilim?
-Biz her zaman işin derinlerine kadar iniyoruz. Sadece bugün bir Numan Kurtulmuş veya Erbakan Vakfı meselesi değil. Biz Milli Nizam Partisi’ni kurduğumuzda kısa süre sonra kapatmışlar. Milli Selamet Partisi’ni kurduğumuzda, ilk seçimlerde iktidara geldiğimizde o günün koşullarında, bize tamamen zıt iki tane parti ile Türkiye’ye hizmet ettik. Sanayide hizmet ettik, Kıbrıs savaşını yaptık. Biz dünyaya güçlü ülke olduğumuzu, kimsenin içişlerimize karışmaması gerektiğini gösterdik. Batı burada bizi çok iyi öğrendi. Dedi ki evet, bunlar böyle büyürse, böyle giderse Türkiye’yi biz yarın elimizden kaçırırız. Ayrıca Ortadoğu’yu da elimizden kaçırmış oluruz. Haliyle batı, bunu gördüğünden dolayı ilk önce bütün planlarını Milli Selamet hükümetine yaptı, daha sonra Refah Partisi’ne yaptı. Şimdi sonuçta vurmalarla, ihtilalle bizim yıkılmadığımızı gördüler. Ardından içimizden AK Parti’yi çıkardılar. Bizi yok etmek, mücadelemizi kırmak adına bunları yaptılar. Bize şu anki iktidarın hiçbir faydası yoktur. Faiz lobisi iş başındadır. Gücün, güçlünün kazandığı bir iktidar vardır. Peki iktidar Numan Kurtulmuş’u neden aldı. Numan Kurtulmuş bizde iken bir hareket oldu. Sonra dediler ki bunlar gelirlerse bunları bundan sonra hiç yıkamayız. Numan’ı bir şekilde ayarttılar ve iktidar partisine yamadılar. Ve bugün aynı hadise Fatih Erbakan kardeşimizle alakalıdır. Esasında biz Fatih Erbakan’ı uyarıyoruz. Fatih Erbakan’ı doğmadan öldürüyorlar. Açık konuşayım, bu plan Erbakan Hoca’dan öç alma planıdır. Nasıl ki Erbakan Hoca, faizsiz bir ekonomi istiyorum, Avrupa Birliği’ni değil, İslam birliğini istiyorum dedi. Bugün ki iktidar bunun tam tersini uyguluyor. Bizim Saadet Partisi, Hocamızın bıraktığı yoldan devam eden partidir. Diğerleri bizce yanlış yapıyor. Bugün parçalanmanın değil, birleşmenin zamanı. Bizim yapacağımız şey, bu batının, Amerika’nın, İsrail’in, Siyonizm’in karşısında birlikte durmak olmalıdır. Yayılmacı, ezici, kan döken politikaların karşısına geçmemiz lazım.
YUKARISI NEYSE AŞAĞISI ODUR
*Sayın Sarıdoğan, biraz Kocaeli’den konuşalım. Bu kentin yerel yönetimlerini nasıl değerlendirirsiniz.
-Bakın, bir siyasi iktidarda rant yoksa, kandırma, aldatma yoksa aynı hadise belediyelerde de olur. Ve bununla birlikte belediyeler de marka olur. Marka şehirlerle birlikte marka insanlar da olur. Bakın biz marka insanlar oluşturduk. Çünkü bizim düşüncemizden, ideallerimizden, ortaya koyduğumuz siyasi projelerden dolayı marka insanlar doğdu. Eğer Tayyip Erdoğan bugün bir marka olarak başarılı olmuşsa onun başarısı değildir bu. Bu Saadet Partisi’nin, Milli Görüş’ün düşüncesinden dolayı Tayyip Erdoğan başarılı olmuştur. Bugün neden başarısız Tayyip Erdoğan! Neden her seçimde bir öcü göstererek milletin oyunu almaya çalışıyor. Esasında ben şunu söylüyorum, belki bir takım arkadaşlar gücenebilirler ama Adalet ve Kalkınma Partisi, yani AKP demek ‘Adam Kirleten Parti’ demektir. AKP demek ‘Adam Kovan Parti’ demektir. AKP demek “Adam Kandıran Parti” demektir. Peki bu milleti kandırdılar mı, kandırdılar. Yanıldılar mı, yanıldılar. Aldatılmışız dediler. Tamam siz aldatıldıysanız, bizi de aldattınız demektir. Sayın Cumhurbaşkanı’nın “Beni kandırdılar” demesi ben de halkı kandırdım demekle eş değerdir. Yerel yönetimlerde ve bakanlıklarda ki yolsuzluk iddiaları, yönetimim kirlenmesi, halka metal yorgunluğu olarak sunuluyor. Dürüst yöneticilerin ve belediye başkanlarının yönetimden uzaklaştırılması, yani kovulması AKP’nin açılımının şifresini ortaya koyuyor. İnsanların yüzde 50 oyunu almış belediye başkanlarını kovuyorsunuz. Hiçbir sebep göstermeden yapıyorsunuz bunu. Eğer suçluysa bırakın hukuk gereğini yapsın. FETÖ’cü diye çocuğunu onların okuluna gönderdiği için, bankalarına para yatırdığı için adamı hapse atıyorsun. Diğer taraftan Bülent Arınç’ın dediği gibi parsel parsel Ankara’yı sattı dediği kişi bugün sadece görevden alınıyor. Suçu bitiyor. Bu kadar ucuz olmamalı. Bu tip olaylar insanlarda adalete karşı güveni azaltıyor. Bugün yerelde belediyelerin başarılı olma şansları çok azdır. Bir şeyler yapmış olabilirler ama marka şehir olma şansları mümkün değil. Neden, çünkü kendileri bile marka olamadılar. Bir belediye başkanı eğer yolsuzlukları, usulsüzlükleri konuşuluyorsa, adam kayırma konuşuluyorsa, bir kere kimse kusura bakmasın o insanları bu kente verecekleri hiçbir şey yok.
KOCAELİ ÖRNER BİR ŞEHİR OLAMADI
Bunu Kocaeli için mi söylüyorsunuz?
*Bu genel için de geçerli, Kocaeli için de geçerli. Kocaeli gibi bir ili nasıl güzelleştirebilirim, insanların yaşamlarını nasıl kolaylaştırabilirim mantığıyla çalışılmıyor. Bunu yapmak için insanların görüşlerine başvurmak gerekir. Projeleri kimseyle masaya oturup konuşmuyorlar. Büyükşehir de aynı, ilçe belediyeleri de aynı. Kentsel dönüşümden tutunda alt yapıya kadar birçok sorun önümüzde duruyor. Kocaeli örnek bir şehir olamadı maalesef. Bakın niyetiniz halis değilse, sadece geldiğiniz zaman ganimet toplamak niyetindeyseniz, siz bir şehri marka şehir yapamazsınız. Kısacası yukarısı neyse sizde o olursunuz. Saadet Partisi’ne bakın hep marka belediye başkanları olmuştur. O bu partinin düşüncesiyle ilgilidir. Geçmişte Van Belediye Başkanı Fethullah Erbaş başarılıysa, Konya Belediye Başkanı Halil Ürün başarılıysa, Kahramanmaraş Belediye Başkanı Ali Sezal, Şanlıurfa Belediye Başkanı Halil İbrahim Çelik başarılıysa bu partilerinden kaynaklıdır. İşte o Sivas Belediye Başkanı, bugünün Genel Başkanı başarılıysa partisiyle ilgilidir.
HALKIMIZ BİZİ TAKİP ETSİN
*Sayın Sarıdoğan, son olarak söylemek istediğini bir şey var mı?
-Son olarak şunu söyleyeyim, geçmişten bu güne kadar bu milleti aldatmayan, kandırmayan, hayalleriyle, duygularıyla oynamayan, görüşleri ne olursa olsun 80 milyonun bu topraklarda hakkı olduğunu bilen ve buna göre siyaset yapan, buna göre israf etmeden üreterek yaşayan, yerli, milli, kalkınmacı bir anlayışa sahip Saadet Partisi’ni yeniden iktidara getirmekte hepimizin mecburiyeti vardır. Hem ülkemiz, hem de gelecek nesillerimiz için, hem de Ortadoğu’daki bugün sıkıntı çeken mazlum ülkeler için. Bakın illa da Saadet Partisi demiyorum, Saadet Partisi’nin görüşünün mutlaka iktidar olması lazım. Bunu kim uygularsa uygulasın fark etmez. Ben inanıyorum ki, bu görüş iktidar olduğunda biz batının karşısında yeniden marka şehirler, markalar üretiriz. Kendi kendine yeten bir ülke oluruz. Ben milletimize diyorum ki bizi takip edin. Bizi izleyin, inanıyorum biz bugün bütün siyasi partiler bir tarafa biz bir tarafayız. Çünkü onlar faizci, Avrupa Birlikçi, Avrupa’dan, Amerika’dan medet umuyorlar. Ama biz ülkemizden, insanımızdan medet uman bir siyasi hareketiz.

