Gergin ve kaotik bir dönemden geçiyoruz.
Kimisi işine geldiği gibi konuşuyor.
Kimisi belirli beklentilerle konuşuyor.
Kimisi kimin düdüğünü çalarsa onun şarkısını söylüyor.
Kimisi karnından konuşuyor.
Kimisi konuşmuyor.
Kimisi korkuyor.
Kimisi şaşırıyor.
Kimisi sinirleniyor, kinleniyor.
Toplumun her kesiminde görebileceğimiz durumlar bunlar.
İşçisinde, sendikasında, patronunda, esnafında, köylüsünde, memurunda, öğrencisinde…
Gergin ve kaotik bir dönemden geçiyoruz.
Böylesi bir atmosferde biz de Birleşik Metal-İş Sendikası Kocaeli Şube Başkanı Telat Çelik ile konuştuk.
Bilindiği üzere metal işçilerinin sendikası Birleşik Metal-İş son zamanlarda sık sık grev yapmak durumunda kaldı, bundan sonra da kalacak gibi.
Ülkede yaşananları ve metal işçilerinin yaşadıklarını onun ağzından öğrenmek istedik.
Patron derneklerinin bile söyleyemediği şeyleri söyledi Sayın Çelik.
İşte Telat Çelik’in anlattıkları…
,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,
-Telat bey sizi kısaca tanıyabilir miyiz?
Ben 1974 Düzce doğumluyum. İlk, orta ve lise eğitimimi orada tamamladım. Ondan sonra askere gittim. Ardından iş hayatına atıldık. Erciyas Çelik Boru’da işe başladım. Yaklaşık 12 yıl orada çalıştım. Orada çalışırken sendikanın 1997 yılında üyesi oldum. Değişik kademelerinde görev aldım. Sonra iş yeri baş temsilcisi oldum. Devam ederken 2007 kongresinde şube sekreteri oldum. Yaklaşık 9 yıl bu görevi yürüttüm. Daha sonra 2015’te, 19. merkez genel kurulundan sonra şube başkanı genel merkez yöneticisi olunca ben de bir görevlendirme içerisinde Kocaeli Şube Başkanı oldum. Evliyim, iki çocuğum var.
-Birleşik Metal-İş Sendikası Kocaeli Şubesi’nin kaç üyesi var?
Kocaeli Şubesi’nin bölgesi büyük; Düzce’de Kocaeli Şubesi’ne bağlı Sakarya da. Bizim 2 bin üyemiz var. Gebze’de ise ayrı bir şube var. Bizim şubemizde sözleşme görüşmelerimizin devam ettiği üç iş yeri var. Bir tanesi Hyundai’e parça üreten Dong. Bu Hendek’te bir fabrika Yine Düzce’de İtalyan ortaklı firma ve bugünlerde sözleşme taslağını hazırlayacağımız Uzunçiftlik’te bulunan Baysan Trafo. Toplam üye sayımız 70 bin civarında ama sözleşme yaptığımız 25 bin civarında üyemiz var.

GREVLE ANILIR OLDU
-Birleşik Metal-İş Sendikası son zamanlarda grevlerle anılır oldu. Bursa’da greviniz yasaklandı. Bekaert ve en son EMİS… Grevden başka yolunuz kalmadı mı? Sıkıntı nedir?
Bu soruya yanıt vermek için bazı şeyleri anlatmam lazım. Türkiye’de ne oluyor, şu oluyor; ülkemizde son 1,5 yıldır bir olağanüstü durum var. Bu olağanüstü durumun siyasi ayağı var, ekonomi ayağı var, sınıf açısından, işçiler açısından belli bir durumu var. Şimdi Türkiye’de mevcut hakim siyasi iktidar yıllarca ortaklık yaptığı yapıyla bir kavgası ortaya çıktı. Biz siyasetçi değiliz, konuyla sonuçları itibariyle ilgileniyoruz. Biz işçilerin hakkıyla, hukukuyla ilgili bir mücadele yürütüyoruz. Şimdi burada birçok şirkete ki, bu şirketler Avrupa’ya açılmış, dünyaya açılmış, çoğunun da Avrupalı sermayedarlarla ortaklıkları var. Türkiye’de bu FETÖ darbe girişimiyle birlikte şirketlere el koymalar başladı. Kayyumlar atandı. 2016 yılının ortalarında başladı işler. Bu yabancı sermaye açısından, dışarıdan bakıldığında bir endişeye yol açtı. Yani yabancı bir firma Türkiye’de bir ortaklık yapacağı zaman, o sermaye gurubunun ekonomik durumunu inceleyebilir. Ama bir istihbarat birimi gibi bunların hangi yapıyla bir bağı var, yarın buradan kaynaklı zarar görür müyüm, bunu bilme imkanı yok. Dolayısıyla bu el koymalar, kayyum atamaları, bodoslama yapılan işler, Türkiye’ye yatırım yapan, ya da yapacak olan yabancı sermayeyi korkuttu. Daha sonrasında ise bu yılın sonunda dünyada başlayan çalkalanma, Amerika başkanının seçim süreçleri, sonra Türkiye’deki bu FETÖ meselesinden başlayan bir tartışma, sonrasında Türkiye’deki hakim gücün ve iktidarın birçok sorunumuz varken, tutup ‘Sistemi değiştirelim, rejimi değiştirelim, cumhurbaşkanlığını getirelim, adı başkanlık mı olsun, cumhurbaşkanlığı mı olsun, yok efendim bu başka bir şey olsun’ tartışmaları piyasalarda güven anlamında, döviz anlamında olumsuzluklar doğurdu. Tüm bu yaşadıklarımız ürkek olan döviz hareketini getirdi. İşte bu dövizin yükselmesi ciddi anlamda üretime bir maliyet getirdi. Hammaddesinden, ulaşımından, enerjisinden her anlamda bir maliyet getirdi. Bunların hepsi birikti birikti, Türkiye’de yıl sonu itibariyle vatandaşın tüketim alışkanlığını azalttı. Vatandaş korktu. Cebindeki parasını harcamak istemedi. İşte bunun sonunda fabrikalarda sipariş azalması yaşandı. Sonra üretim azalması yaşandı. Bizler de bunu 2016 yılının Kasım, Aralık aylarında hissetmeye başladık. Şu anda bizim örgütlü olduğumuz iş yerlerinin çoğunda sipariş azalması var. İki üretim azalması var, üç bunlara bağlı olarak da şu anda yıllık izin kullandırılması var. Bazı fabrikalar da ise toplu çıkış var. Özellikle Avrupa’ya ihracat yapan fabrikalarda, çok ciddi bir üretim düşüşü var.
TÜRKİYE’Yİ RİSK GÖRÜYORLAR
-Gerçekten geniş bir tespit yaptınız. Grev konusuna geri dönersek?
Bunları konuşmak lazım. Bizim bu dönem neden grev yapmak durumunda kaldığımızın yanıtı da bu tespitlerin içinde gizli. Birincisi bu Türkiye’deki sermayelere el konulması meselesi ve bunun doğru anlatılamaması. İkincisi ciddi döviz hareketliliği, üç siyasi istikrarsızlık, dört iç politikaya yönelik Avrupa ile girişilen kavga. Diğer yandan ülkemize bakıyorsunuz, neredeyse terör örgütlerinin cirit attığı bir ülke olmuş. Orada, burada bombalar patlıyor. Tabii ki tüm bunlar yabancı firmalar açısından korkutucu. Onlar bizim gibi değiller, daha güvenli limanlar isterler. Hatta Türkiye’ye gelmeyi bile risk görüyorlar. Şimdi ülkemize gelen turist sayısına bakın. Sorun göründüğünden çok daha fazla ve önümüzdeki süreçlerde daha büyük sıkıntılar yaşayabiliriz. Bir güveni yıkman bir gündür, ama o güveni sağlaman yıllarını alır. Bizim ülke olarak geldiğimiz nokta bu. Yabancı sermaye Türkiye’ye fason olarak yaptırdığı üretimi mümkünse yaptırmıyor, bundan sonra ticareten bir ortaklık yapacaksa mümkünse yapmıyor, yapmış ve devam eden bir ortaklığı varsa bunu büyütmüyor. Ve yenilerini yapmaya karar vermiş durumda. Bizim firmalarımızın yarısından çoğu yabancı.

İŞ DÜNYASI KONUŞMUYOR
-TÜSİAD’dan, MÜSİAD’dan ya da diğer odalardan böylesi açıklamalar duymuyoruz. Biraz onların sorunlarını da anlatmış oldunuz?
Kötü olan şu, siyasetteki istikrarsızlık bir gün düzelir ama sınıf mücadelesi yürüten birisi olarak çok acı bir durum sermayenin ürkekliğini konuşmak. Ya da sermayenin geleceğini konuşmak. Sermaye ile ilgili bir kaygıyı anlatmak bize zül gelse de böyle bir gerçeklik var. Sonuç olarak şunu söylemek lazım yabancı sermaye açısından Türkiye güvenli bir liman olmaktan çıkıyor. Mevcut iktidar bunları görmek durumunda. Siyaseten başarılı olmak yetmez çünkü yarın çalışacak fabrikası olmayan, evine götürecek ekmeği olmayan işçiler çoğalınca ne olacak. O zaman vergi nasıl toplanacak? Yarın ekonomik tablolar ve veriler daha da kötüye gittiğinde bunun bedelini halk olarak biz ödeyeceğiz. Yani ülkeyi yönetenin daha fazla yetki alması, yönetsel olarak kendine avantaj sağlayabilir fakat bunun bu ülkeye ne faydası olur?
-Sermayedarlar konuşmaya, yakınmaya korkuyor mu diyorsunuz?
Tükiye’de şu anda hakim gücün karşısında, yaptıkları politikaların yanlış olduğunu konuşmak artık ülkede Donkişot’un yel değirmenlerine karşı verdiği mücadeleye benzedi. Şimdi sanat ve sanatçıyla ilgili tüm dünyada bilinen bir durum var; sanat, basın, edebiyat bile niçin yapılır, yönetenlerin yönetirken görmediklerini gözüne sokar. Halk adına, halkın ihtiyaçlarını anlatır. Türkiye’de bunun için sanat yapanlar mevcut siyasi atmosfer içerisinde hainlikle suçlanıyor. Gazeteciler gazetecilik yaptığı için cezaevinde yatıyor. Şimdi böyle bir ortamda ben sermayedarların bunu söylemekten imtina ettiklerini düşünüyorum. Çünkü bunu bir sanayici söylediğinde yarın aynı FETÖ meselesinde olduğu gibi gözatına alınır, cezalandırılır. Hatırlayın FETÖ’ye laf söyleyenler ne oluyordu, geliyordu müfettişler şirkete ceza yazıyordu, ticaretini engelliyordu. Birçok işler yapıyordu. Veya uydurma kasetlerle, kayıtlarla, kendi ellerindeki polislerle, savcılarla baskı yapıyorlardı. Bugün şimdi yerli sermayedarlar belli olmayan döviz fiyatları açısından ham madde alıp, belli olmayan satış fiyatlarından bunu işleyip, üretim risklerini alıp para kazanmayı yeğlemek yerine nakit parasını dövize yatırıp, her gün zamlanan dövizden para kazanmak istiyor. Daha risksiz ve daha kolay. Şimdi böyle bir ortamda önümüzdeki süreçte bütün büyümesini ve gelişmesini inşaata bel bağlamış bir ekonominin devam etme durumu söz konusu olmaz. Bu dünyada da böyledir. Yani senin markalaşmış imalatın olmadığı sürece, dışarıdan başka ülkelerin sana ihtiyaç duyacağı bir mecburiyeti ortaya çıkartmadığın sürece böyle yaşama şansın yok. Çünkü konutu zaten içerideki vatandaşlara satıyorsun. Eğer vatandaşın alım gücü olmazsa, en iyi konutu yapsan ne olacak.
Bizim markalaşmış bir imalatımız yok mu gerçekten?
-Bizim ihracatımızın yüzde 70’ini metal iş kolu üstleniyor. Bu anlamda en ağır kalem de otomotiv. Bugün zaman zaman kavga ettiğimiz otomotiv fabrikaları Avrupa menşeli. Bu gün Fransa, Bursa’daki Renault fabrikasının imalatını durdursa ve ülkesine çekse, sen oradaki 7 bin kişiyi ve yan sanayide çalışan binlerce kişiyi ne yapacaksın? Bugün İtalya Tofaş’ı, Almanya kendi üretimlerini çekse, ne yapacaksın? Bugün Türkiye’de yatırım yapan Uzakdoğu ülkeleri, Hyundai vs bunları çekse ne yapacaksın? Böyle bir durumda bu ülkede meydana çıkabilecek cari açığı kim önleyecek? Bu ülkede ihracat olmadığında, ona bağlı yan sanayi olmadığında, ücret alan insanların alış veriş yapma gücü kalmadığında, o insanların ödediği vergi olmadığında, o firmaların ülkemize soktuğu döviz olmadığında nasıl olacak bizim durumumuz? Ne üreteceğiz, ne satacağız? Zaten tarımı, tarım alanlarımızı bitiriyoruz. Tarımda kendi kendine yeten bir ülke olmaktan çıkmışız. Saman ve buğdayı bile dışarıdan alıyoruz.

EKONOMİK KRİZ GELİYOR
-Önümüzdeki zamanlarda ciddi bir üretim azalması bekliyor musunuz. Bulunduğunuz yerden neler görüyorsunuz?
Bu ülkenin en temel sorunu bugün, siyaseten kimin daha fazla yetki alacağı sorunu değildir, göstere göstere gelen ve aslında 2017’de tüm çıplaklığıyla ortaya serilecek olan ekonomik kirizdir. Geliyor, göstere göstere geliyor. Ve şu anda yönetenler buna tedbir alıp bunu çözmek için adım atmak yerine, her siyasi kavgayı ve bu kavganın yarattığı istikrarsızlığı büyütüyorlar. Şimdi bu sabah gelirken radyoda dinledim, nisan ayına kadar bazı beyaz eşya ürünlerinden özel tüketim vergisini kaldırmışlar. Niye yapıyorlar bunu, elbette bunlar olumlu şeyler fakat bunu bir düşünmek lazım. Yeni görüyorlar. Bugün bu ülkede otomotiv satışları düşüyor, daha 6-7 ay önce 50 bin, 60 bin lira olan araç şimdi 100 bin lira. E 100 bin liralık bir aracı daha 50 bin lira iken almaya çekinen bir vatandaş bir daha araç alır mı? Ya da şöyle düşünün, dolar karşısında aldığı ücret iyice gerileyen bir emekçi daha nasıl alış veriş yapabilecek. Bunu görmek lazım, kısır siyasi tartışmaların kimseye bir faydası yok. Biz şimdilerde fabrikalarda ücretsiz izin konuşuyoruz, bazı fabrikalarda toplu çıkış konuşuyoruz. Yazık bu ülkeye, iş buraya gidiyor.
-İşçi çıkarmalar kapıda diyorsunuz?
Kasım ayından beri bunlar konuşuluyor. Bu aydan bu ayana fabrikalarda üretim azalmaları var, izinler var, toplu çıkışlar var. İşverenlerin ücretsiz izin talepleri var. Tonaj azaltmaları var. Varda var. Bakın metal iş kolunda grevsiz toplu sözleşmeler bitmiyor. Peki niye, döviz karşısında işçinin satın alım gücü azaldı, ciddi oranda azaldı. Dolayısıyla artık günümüzde yüzde 10’luk, yüzde 15’lik artış işçinin hiçbir ihtiyacını karşılamıyor. Düşünün şimdi bir işçi 20 liralık doğalgaz faturası ödüyordu, şimdi yine aynı oranda yakıyor ama 40 lira ödüyor. Satın aldığı her şey zamlandı. Ulaşımdan ekmeğine her şey zamlandı. E şimdi zamlanma oranları, işçinin aldığı zam oranından çok fazla. Ve Türkiye’de ilan edilen enflasyondan da çok fazla. Ekonomik dengesizlikler de toplu sözleşmeleri grev noktasına getiriyor.
BİZE GREV GÖRÜNÜYOR
Grev yaptığınız yerlerde aldığınız sonuçları biraz anlatır mısınız?
-Şimdi bakın biz Bekaert’te grev yaptık. Yaklaşık 20 gün sürdü. Zor bir dönemdi ama başarıyla sonuçlandı. Ciddi bir artış ortaya çıktı. Türkiye’de çalışma saati 45 saat, Bekaert’te çalışma saati 38 saate indi. Türkiye’de işçiler 26 gün çalışıp 30 günlük ücret alıyor, Bekaert’te artık işçiler 22 gün çalışıp 30 günlük ücret alıyor. Bir önceki dönemde Bekaert, MESS’ten istifa etmek durumunda kalmıştı. Peşinden EMİS geldi. Hükümet ne yaptı, grevi erteledi. Neymiş gerekçe, milli güvenlik. Ama işçi bunu kabul etmedi. Biz sendika olarak 4 gün iş başı yapmadık. İş başı yaptığımız günde çalışmadık. Niye, grevi ertelersen, yasal olan şey yasa dışı hale gelir. İşçi bunu kabul eder mi? Çünkü işçinin talebi var, sen talebi erteleyerek ortadan kaldıramazsın. Nihayetinden oturup işçinin talebini karşılamak zorunda kaldılar. Şimdi düşünün ardında MESS geliyor, orada 120 bin işçi var. Üç ayrı sendika var. Bizim yaptıklarımız ortada. O sarı sendikaların ne yapacağını merak ediyorum. Şimdilerde bol keseden bağırıp çağırıyorlar. Türk Metal 2017 hiç gelmeyecek sanıyordu. Eskilerin bir lafı var, büyük lokma ye büyük laf etme. Ogün istifaları geri toparlayabilmek için, yeniden işçilerin kendilerine kalmasını sağlamak için yapmadıkları kalmadı. İnsanların tercihine saygılı olmadılar. Sonra şunu dediler, ‘Söz veriyoruz biz 2017’de size çok iyi sözleşme yapacağız’ Peki 2017’de bu ekonomik göstergelerle nasıl toplu sözleşmeleri imzalayacaklar. Şunu da söyleyeyim, bu dönem bize yine görünen grev. Grev yaptık, bundan sonra da gerektiğinde tereddütsüz yapacağız. Ben onların ne yapacağını soruyorum. Bunlar nasıl grev yapacak, nerede grev yapmışlar?

-Kandıra Yüksel Endüstri’de sizin örgütlenme çalışmanız başlayınca işten çıkarmalar olmuştu. Sonuç ne oldu Yüksel Endüstri’de.
Kandıra meselesi çok enteresan. Bir Kandıra kaymakamı vardı. Bize orada OHAL var, şu var, bu var diyerek göz açtırmadı. Her seferinde bizi engelledi. Biz de şunu söyledik, bu ülkenin cumhurbaşkanı, başbakanı, ‘Biz OHAL’i devlet için çıkartıyoruz, normal halkın yaşantısında hiçbir değişiklik olmayacak. Bugün ne yapıyorsan yarın yapmaya devam edeceksin’ dedi. Televizyondan ilan etti. Burada işçi sendikaya üye olduğu için işten çıkartıldı. Biz burada eylem yaparız dedik, bizi gözaltına aldırttı. İki gün nezarette kaldık. Ben orada emniyetteki arkadaşlara da söylemiştim, onlar da şahittir. Biz bu nezaretten çıkacağız ama o kaymakam bu nezarete gelecek dedim. Çünkü onu yaptığı kaos çıkartmaktı. Biz çıktık sonra o nezarete o gitti FETÖ’cü olmaktan. Ama ne hikmetse onun verdiği kararlar hala geçerli. Böyle bir açmaz var. Şimdi Yüksel Endüstri’de üretim yok. Biz hukuksal olarak mücadeleye devam ediyoruz. İşveren dayanıyor, bu ekonomik krizde imdadına yetişti, çünkü siparişler durdu. Ama elbet siparişler açılacak. O zaman masaya oturacak diye düşünüyoruz.
2017 ÇOK ZOR GEÇECEK
-Son olarak ne söylemek istersiniz?
Benim söyleyeceğim şu, ülkede metal işçileri açısından riskli bir durum. Ciddi bir ekonomik daralma var çünkü. Sipariş iptalleri var. Bunun fabrikalarda çalışan işçiler ne alama geldiğini biliyorlar. 2017 yılı derin çatışmaların olduğu, işçilere, işverenler tarafından bedel ödetilmeye çalışıldığı bir yıl olacak. Gözüken o ki hakim güç ve siyasi iktidar 2017 yılı hesabı içerisinde kıdem tazminatını da kaldırmayı da düşünüyor. Bu manada 2017 yılı işçiler açısından zor ve sıkıntılı geçecek. Burada tek bir çare var, sendikal örgütlülüğü güçlendirmek, sendikasıyla bir bütün olmak ve senkronize hareket etmek. Başka çaremiz yok. Sürüden ayrılanı kurt kapar. Ben buradan diğer sarı sendikaların üyesi işçi arkadaşlara da sesleniyorum, orada kalarak bir hak kazanma olasılığınız yok. Biz bütün metal işçilerini Birleşik Metal-İş Sendikası içinde örgütlenmeye çağırıyoruz. Bu onların kendi gelecekleri için önemli. Çünkü o sarı sendikalar yine o patronların dizinin dibinde olmayı sürdürüp, onların dediğini yapacaklar.

