Salı, 21 Nisan 2026 21.04.2026
18°C
USD 44,88
EUR 52,80
Altın

Çelik: Hükümet, FETÖ’nün siyasi ayağına hala dokunmadı

Saadet Partisi Kocaeli İl Başkanı Nurettin Çelik, “Hesaplaşmazsan ülke FETÖ belasından kurtulamaz. Şu anki tablodan endişe duyuyorum. İlk önce siyasi ayağı ortaya çıkarılsaydı gerisi çözülürdü. Ama bunlar diğer ayaklarla uğraştılar. Önümüzdeki süreçte de üç tane belediye başkanı, iki tane vekil alırlar… Bu çözüm değil. Sonuna kadar gidilmesi lazım” dedi

Çelik: Hükümet, FETÖ’nün siyasi ayağına hala dokunmadı

Nurettin Bey, yakın bir zamanda il başkanı olarak atandınız. Genel Merkez 4 aday içinden sizi seçti. Bu güzel bir duygu olsa gerek. Neler hissettiniz?

Her biri birbirinden kıymetli arkadaşlarımızdı. Biz Ankara’ya giderken de beraber gittik. Hepimiz diyorduk ki, ben olamasam da diğer arkadaşımız olsa. Paylaşmak, bu duyguyu paylaşmak güzel bir şey. Biz bu duyguyu Saadet Partisi’nde yoğun bir şekilde yaşıyoruz. Nihayetinde bir tane atama yapılıyordu. O tercih bizim üzerimizde kılındı. Bundan dolayı da hem teşkilattaki arkadaşlarımıza, hem bu noktadaki yöneticilerimize şükranlarımızı iletiyorum. Bundan sonra üzerimize düşen görevleri layıkıyla yapmaya çalışacağız. Tabi bu bir süreç. Atama yapıldıktan sonra kanuni sorumluluklarımız var. Bir kongre süreci yaşayacağız. Ağustos veya Eylül ayında bu süreci başlatacağız.

TAŞIYACAK BİR KADRO

Sonbahar’a doğru kongreye gideceksiniz. Bu süreçte neler yapacaksınız?

Tabi hazırlık dönemi de gerekli. Nihayetinde 40 kişilik bir yönetimimiz var. Haftalık toplantılarımızı yapıyoruz. Aynı yapıyla kongreye gidilir mi? Evet gidilir. Yarın kongre yapacak olsak bunu beceririz. Sıkıntı yok. Ancak biz önümüzdeki süreçte, hem başkanlık seçimi, hem genel hem de yerel seçimler yapılacağı için bu seçilecek kadronun Kocaeli’yi taşıyacak bir kadro olması lazım. Bu nitelikte olması lazım. Bundan dolayı sıkı bir çalışmamız olacak ve kongremize iyi hazırlanacağız. Çok arkadaşımızı ziyaret edeceğiz. Hedefimiz hem Kocaeli Büyükşehir Belediyesi hem de ilçe belediyeleri. Buraları hedefleyip hizmete devam edeceğiz.

FARKLILIKLAR GÜZELDİR

Ülkemizde siyasetçilerin dili oldukça sertleşti. Bunun sonucunda vatandaş cephesinde de ciddi bir kamplaşma yaşanıyor. Bir gerilim var. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Şimdi ülkemizde uzun zamandan beri, özellikle seçim dönemlerinde siyasiler arasında bir çatışmalar yaşanıyor. Bunun getirmiş olduğu faturayı bu millet ödemekte zorlanıyor. Millet seçtiği kişilerin herkesi sahiplenerek bir çalışma yapmasını arzu ediyor. Yani bunun parti ile ilgisi yok, bu insanla ilgili bir şey. Farklılıklarla güzellikler oluşur. Herkes tek tip düşünürse hiç güzellik oluşmaz. Gecenin ayrı, gündüzün ayrı güzelliği var. Maalesef vatandaşın kullanmakta zorlandığı cümleleri işin başındaki siyasiler kullanır oldu. Toplum kamplaştı. Genel Başkanımız, ‘Türkiye’nin en büyük problemi çatışmadır’ dedi. Birileri dinler arasında diyalog diyerek harekete girdi, birileri de onu destekledi, ülkeye çıkan faturasını da gördük. Bunlar başladığı zaman Saadet Partisi olarak tavrımızı ortaya koymuşuz ve hiçbir zaman da o cenahla çalışmamışız. Dolayısıyla siyasetteki dil birleştirici, bütünleştirici, kucaklayıcı olursa bunu ülke olarak karşılığını alırız.

TOPLUMUN MUTABAKATI

FETÖ konusuna sonra geleceğim fakat öncelikle Saadet Partisi’nin referandum öncesi tavrını sormak istiyorum. “Evet diyemiyoruz” dediniz. Sonlara doğru “Hayır diyoruz” oldu? Bugünden bakınca neler görüyorsunuz?

Biz referadumdaki belli maddeleri yanlış bulduk. Ve bu yanlışlık nedeniyle ileriki dönemde ülke sıkıntıya girebilir dedik. Bundan dolayı biz özellikle şu cümleyi kullandık; ‘Biz evet diyemiyoruz.’ Biz evet demek istiyoruz, çünkü bir başkanlık sistemine karşı değiliz. Ancak bu tip anayasal metinler bütün siyasilerin, bütün toplumum mutabakatıyla oluşacak metinler olmalıdır. Onun ötesinde daha başlangıçta ayrıştırıcı bir tavır izlendi. Şimdilerde o sıkıntılı dediğimiz maddeleri hissetmeye başladık. Ülkemiz için 15 Temmuz sürecinden sonra ciddi bir sıkıntıyla karşı karşıya kaldık. Ülkemizde bir darbe yapıldığı dönemleri de biliyoruz. Darbe yapıldıktan sonra bir yıl ülke kendine gelemiyordu. Şimdi darbe girişimi sonrası neredeyse bir yıl geçti, daha ortada net bir şey yok. Bu darbe de değil, darbe girişimi… Sen dokunman gereken yerlere kısmen dokunmuşsun ama esas dokunman gereken siyasettir. Bu siyasetin içerisinde kümelenmiştir. Sen siyasete girmedin. Bu kadar zaman geçti daha kendi içindeki, bu noktadaki bu oluşuma destek veren siyasileri daha bulmadın. Kamuoyu önüne çıkartmadın. Bununla alakalı normal bir zemine taşımadın. Ondan dolayı da her dönemde OHAL’i uzatıyoruz biz. Niye normal mevcut kanunlarla birlikte bunu çözmen mümkün değil. OHAL’le bunu çözmeye çalışıyorsun. Ama toplumda bunun henüz karşılığı yok. Bizim genel başkanımız ifade ediyordu zaten, çünkü bu anayasa değişikliği 2019’da gerçekleşecek. Ama iki madde hemen yürürlüğü girecekti. Bir tanesi partili cumhurbaşkanı, diğeri de HSYK yapısının değişikliği. Bir şey değişti mi hayatta, bir şey değişmedi. Ama bu yapı henüz alt yapısı oluşmadığından dolayı bağımsız yargının, tabiri caizse bağımlı bir şekilde karar almasını oluşturacak gibi duruyor. Önümüzdeki dönemdeki sıkıntılardan bir tanesi bu. Çünkü seçenler siyasi ise siyasetle ilgilenmeyen kişiler, siyasi davranmak zorunda kalacak. Bunun örneklerini komşu ülkelerde gördük. Suriye, Irak, Mısır’da bunları gördük. Ama milletimiz bu başkanlık sistemini tercih ettiyse buna saygı duyacağız, gördüğümüz eksikliklere de müdahale edeceğiz.

HESAPLAŞMA YAPILMALI

15 Temmuz sonrası ülkenin normalleşmesi için asıl siyasetçilere dokunulması mı gerekiyor. Anlatımınızdan bunu anladım?

Demin de söyledim, gerçek darbelerden bir süre sonra ülke kendine gelebiliyordu. Şimdi darbe girişimi neticesinde bütün mekanizmalar kendi kontrolümüzde olduğu halde ülke hala kendine gelemedi. Niye gelemedi. Hesaplaşma yapmazsan gelemez. Bu bir sene değil üç sene de sürer. Hatta beş sene de sürer. Siyaset kendi içinde hesaplaşması lazım. Onun adımı atılması lazım. Şimdi mevcut iktidar bunun sıkıntısını görüyor. Çünkü FETÖ dediğiniz hadise 17-25 ile dönüşümü sağlanacak bir hadise değil. Evveliyatı var. Yani ben bir tarih koydum, milat belirledim, bu senin ortaya koymuş olduğun bir tarihtir, bu mahkemede geçerli bir tarih olabilir ama kamu vicdanında rahat olabilecek veya rahatlatacak bir tarih değildir. Yani bu noktada sen bu insanları kendi içinde güçlendireceksin devletin her kademesine, en gizli hadisesine dahil olabilecek bir şekilde sokacaksın, buna göz yumacaksın, ekonomik olarak güçlendireceksin, ondan sonra bunların bir adımıyla birlikte harekete başladığı anda onlarla birlikte yürüyen alt kademedeki insanları cezalandırmanın yollarına gireceksin. Bir defa bu hareketi yürüten senin belediye başkanındır, senin milletvekilindir, bakanındır. Durup dururken vatandaşa hiç kimse bir tane yer vermez. Bunlar kendiliğinden büyümedi, gelişmedi, milletin parasıyla olmadı. Devletin imkanıyla, bu noktadaki belediyelerin ortaya koymuş oldukları göz yummalar sistemiyle ve diğer ekip içerisindeki insanların desteğiyle birlikte olmuş oldu. Evet bugün gittin aldın elinden, ama şu bir gerçek ki bunları sen verdin, güçlendirdin. Senin döneminde bunlar güçlendi, gelişti. Şimdi alt kademedeki hesaplaşmayı yaptın diyelim. Yapıyorsun, bu noktada da bizim çok itirazlarımız var ama bugün bir karşılığı yok. Bugün birçok insanın masum bir şekilde içeride yattığına da ben inanıyorum.

HAKİMLERE DE BASKI VAR  

Yani sapla saman birbirine karıştı diyorsunuz?

Yani sen hukuk dilinde bir tane Bylock kullandı diye bir listenin içerisine dahil ederek içeriye tıkıp bu güne kadar hakim karşısına doğru düzgün çıkartmadığın binlerce insan var. Hakimlere de bir baskı var. Aynı konuda bunu yargılayıp ta kendi vicdanında, kanun önünde, suçsuz olduğunu bildiği halde, suçsuz diyebilecek pozisyona da giremiyor. Niye? Çünkü denildiği takdirde kendisi de yargılanır. Meslekten ihraç edilir. Bundan dolayı da bu kararı da veremiyor. Ama burada esas önemli ayağı oluşturan siyasi ayaktır. Şimdi birkaç gün önce, ben şimdi bunu görüyorum, net bir şekliyle. Bizim Kayseri il başkanımızı FETÖ operasyonundan dolayı içeriye aldılar. Bütün teşkilat orada ayağa kalktı. Bu ne demektir; bu bizim Kocaeli’de eski il başkanımız Sinan Ejderoğlu’nu FETÖ’den dolayı içeri almak ne ise o da odur. Bu adamın mücadelesi hep bunların karşısında geçmiştir. Şimdi ne demek istiyorum, demek istediğim şu; iktidar şu anda, Sözcü ile başladı, gazetecilerle, diğer siyasi partilerle, bunlarla ilişkisi olmayan, bunlarla artık kamuoyunda bunun siyasi ayağına dokunuyoruz imajı vermeye çalışıyor. Önümüzdeki süreçte de üç tane belediye başkanı, iki tane vekil alırlar… Rahmetli Erbakan Hoca diyordu ki, bu Siyonizm öyle bir şey ki bu zehiri üzerine güzelce çikolata koyup sana verir. Sonra sen dersin ki ne kadar güzel, ne kadar tatlı bu. İşte o hapı yuttuğun zaman ayvayı yersin. Şimdi ben umut ediyorum ki üç tane belediye başkanıyla, iki tane vekil ile millet bu hapı yutmaz, olayın üstüne gider, gerçek sorumluların hesabını sorar. Bununla alakalı bizim siyasi partilerimize de görev düşüyor. Ama şu anki tablodan endişe ediyorum. Çünkü bu konu bu kadar basit kapatılmamalı. Burada ulaşılması gereken kişilere ve gerçek manada kurumalara ulaşılması gerekiyor. Bu adım atılmadığı sürece biz bunun sıkıntısını önümüzdeki süreçte çok fazla çekeriz. Ne oldu böyle bir oluşum çıkınca ne yaptık, bununla birlikte bir sistem değişikliğine gittik. Başkanlık sistemi. Bunun çok eksiklikleri vardı, oturacaktır ama Türkiye’de konuşması gerekenler konuşmuyor. Üniversiteler susmuş, sendikaların sesi çıkmıyor. Ülkede hayırlı hizmetler yapıldığı zaman, bizim hükümet olduğumuz zaman bu sendikalar ayağa kalkıyordu. Ne oldu bu sendikalara, ne oldu bu üniversitelere? Neden sesini çıkartamıyor. Herkes kendi geleceğiyle alakalı sıkıntı içerisine girdi. Bulunduğu makamı koruyabilme adına ülkenin geleceğini tabiri caizse satmış oluyor. Bunları görmek zorundayız. Eğer gerçek manada insan kendi korkusuyla yüzleşmezse ilelebet bu korku onu alır götürür.

ÖNCE SİYASİ AYAĞI…

FETÖ ile mücadele konusunda eksiklikler olduğunu, arada masumların da cezalandırıldığını iddia ediyorsunuz. Bu mücadele sizce nasıl yapılmalıydı?

İşi olması gerektiği gibi ele alıp yürütmüyorlar. Bunun olması gereken ayağı şuydu, en başta siyasi ayağı çıkacaktı, gerisi çözülecekti. Bunlar diğer ayaklarla uğraştılar, siyasi ayağını şimdi kendilerine zarar vermeyecek bir şekilde ortaya çıkarmak için mücadele edecekler. Yani bu toplum biliyor FETÖ’cü belediye başkanlarını, nereden geldiklerini biliyor. Ben de biliyorum. Kentimizde de var. Hangi kaynaklarla kim belediye başkanı teklif edildi ben bunu biliyorum. Vatandaş da biliyor. Ama bunun bu noktadaki siyasi mücadelesini yapamıyorlar. Yani bu şu değildir; insan bir siyasi partiye gönül verir kardeşim, bunda anormal bir şey yok. Ben hepsini seviyorum. Onun için biz bu dili geliştiriyoruz. Ben Ak Partiliyi de seviyorum, CHP’liyi de seviyorum, MHP’liyi de seviyorum, DSP’liyi de Büyük Birlik Partisi’ni de seviyorum. Yani bu noktada değil mi ki bu coğrafyada yaşayan bizim insanımız, komşumuz, kardeşimiz… Ben bununla aramdaki dili insanlık görevimi yaparak geliştirmek zorundayım. Ama bu bendendir, dolayısıyla yanlışını ben örteyim, işte bu bizim kitabımızda yok. İnandığımız, hepimizin inandığı Kur’an’da da yok. Ama kendi vicdanlarında bunu sığdıracak zemini de oluşturmamaları lazım. Dolayısıyla bununla yüzleşilmesi lazım. Sonuna kadar gidilmesi lazım. Sonuna kadar gidilirse biz bu ülkede yaşayan hem insanımıza, hem de geleceklerimize hayırlı, bereketli hizmet etmiş oluruz.

DEĞİŞEN BİR ŞEY OLMADI

Ülkemizde referandumdan sonrası neler değişti?

Genel başkanımız referandum öncesinde şöyle diyordu; ‘Hiçbir şey değişmeyecek. Sadece iki şey değişecek.’ İktidar ise çok şey değişecek diyordu. Ülkenin şaha kalkacağını, terörün biteceğini iddia ediyorlardı. Sonuç değişen bir şey olmadı. Terör bitmedi, ekonomi şaha kalkmadı. Bugünkü sıkıntılarımızla yine yüz yüzeyiz. Referandumdan önce ülkemizdeki gerginlik dışarıya taşmıştı. Türkiye Cumhuriyeti diğer ülkeler sıkıntılar yaşarken her zaman ağabey olmuş bir ülkeydi. Artık bu yapıdan çıktı. Şimdi bu misyonu Amerika’ya, Rusya’ya devrettik. İçeriye dönersek, millet referandumdan önce bekledi, bir de çok dengeli tercih yaptı. Destek verdi ama dedi ki, bu desteği her an geriye alabilirim. Ekonomi iktidarın gösterdiği rakamlara bakınca güzelmiş görünüyor, ama vatandaş tarafından bakınca her geçen gün geriye doğru gittiğini görüyoruz. Ekonomi tosladı. İç ve dış borcumuz 700-800 milyar dolara yanaştı. Bu sene faize yatırdığımız para 56 milyar lira, yatırıma koyduğumuz para 62 milyar lira. Yani yatırım kadar faize para veriyoruz. Almış olduğumuz borcu üretime dönük kullanabilsek iyi olur. Ama biz yola, köprüye, havalimanına yatırıyoruz. Ölü yatırıma, katma değeri yüksek olmayan yatırıma yatırıyoruz. Köprüyü yapıyoruz ama bak üzerinden geçen de yok. Mesela buradan Kandıra’ya giderken görüyorum. Kandıra arazisi geniş. Ben isterim ki yok kenarlarında emlakçılar değil de tarım ürünlerinin satıldığı mağazalar olsun. İnsanlar eksin, biçsin, üretsin… Bakıyorsun her tarafta emlakçı. Bu kalkınmışlık değil, eldeki imkanların gitmesi demektir. Toprak işlenilen ürünle değerlidir. Şimdi tam tersi olmuş. Referandumdan sonra değişen bir şey olmadı, zamlar daha fazla gelmeye başladı. Şimdi bizim genel başkanımız şöyle diyor, ‘Ben Başbakan olsam bitmek üzere olan yatırımların dışında olanların hepsini durdururum. Çanakkale Boğazı Köprüsü gibi. Ve ülkenin bütün imkanlarını üretime dönük yaparım.’ Bizim genel başkanımız planlamacıdır. Mesela Çanakkale’ye yapılacak köprüye harcanacak parayla o bölgede 40 bin kişiye iş imkanı sağlanır. Böyle bir fabrika kurulabilir. İki tane fabrika kurulabilir. Oradan kazanılan parayla o köprü yapılır. Şimdiki mantık tam tersi, hazineden para verip köprüyü yaptırıyorsun, kimse geçmiyor ve yine hazineden bu köprünün parasını karşılamak zorunda kalıyorsun. Böyle bir mantık olabilir mi? Bu ülkede üniversite mezunu olan kardeşlerimizin yüzde 25’i işsiz.

KENT DÜZGÜN PLANLANMALI

Biraz Kocaeli’yi konuşursak… Kentin yönetimi konusunda neler söylersiniz?

Kocaeli, Marmara’nın incisi. Türkiye’nin en güzide, en değerli illerinden bir tanesi. Denizimiz, Körfezimiz var. Kartepe’miz var. Fiziksel konumuyla harika bir il. Kültürel yapısına bakarsanız, tabiri caizse bütün Türkiye bu ilimizde, ilçelerimizde yerleşmiş. Gayet güzel bir uyumla birlikte yaşıyoruz. Şimdi bu insanlarla bu kenti birleştirecek siyasi yapının zaman içindeki çalışmaları, bu kenti yaşanılır olma, ya da yaşanılır olmama durumuna getirecek. Şimdi İstanbul sanayisini kısmen attı. Nereye attı, Gebze’ye attı. Sanayi çok hızlı büyüyor. Siz yerel yönetimler olarak o büyüyen sanayiye, sanayiyi güçlendiren insanların yaşam kalitesini oluşturacak alt yapıyı oluşturacak çalışmaları organize etmezseniz bu bir gün patlar. Şimdi patlıyor mu, hayır ama patlama noktasına geliyor. Belirtileri nedir bunun, trafik bunun en büyük belirtisidir. Bu belirtiyi görmek lazım. Ona göre adım atmak lazım. Bunun adı planlamadır. Siz bir kenti nüfusuyla birlikte masaya yatırarak planlarsanız insanlar rahat nefes alır. Şehir dediğiniz zaman insanlar içinde yoruluyor. Oysa caddede, sokakta insanların yorulmaması lazım. Bu kente ve birçok kente planlama çok eksik. Bu imkanlarla bir çok şey yapılabilir. Ama israfın çok fazla olduğunu görüyorum. Eğer Büyükşehir Belediyesi’nin ağırlama ve özel kalem bütçesi tavan yaptıysa burada bir arıza var demektir.

YEREL BASIN GÜÇLÜ OLURSA…

Sayın Başkan bir de basının durumunu size sormak istiyorum. Siz bugün basını nasıl görüyorsunuz?

Bizim bu noktadaki kaderimiz ortak gibi. Mesleğinde hassas düşünen insanların yürüyüşü biraz zor. Ama bir o kadar da bereketli oluyor. Kocaeli’deki basın camiasını bilen birisi olarak konuşuyorum. Türkiye’deki yerel basın güçlü olursa ülke daha çabuk kalkınır. Çünkü ulusal basın bugün havuz. Herkes gücü nispetinde bir havuz oluşturmuş. İçine sokuyor sokacağını, herkes alacağını alıyor. Serinlemek isteyeni serinletiyor, görüntü isteyene görüntüsünü veriyor. Dolayısıyla toplu bir şekilde buradan kanalize ediliyor. Algılar oluşturuluyor. Ülkemizdeki diziler vs. de bunun ikinci ayağıdır. Bir şey uygulanacaksa dünyada ilk önce Amerika’da Hollywood’da senaryosu hazırlanıyor. Yerel basına tekrar dönecek olursak, yerel basının özgürlüğünü kontrol etmek daha zor. Ulusal basın daha kolay kontrol ediliyor.

BELEDİYELER HEDEFİMİZ

Son olarak ne söylemek istersiniz?

Biz Kocaeli’ye yeni bir kimlik kazandırmak istiyoruz. Yani geçmişte, 1994’lü yıllarda Refah Partisi’ne verilen desteğin önümüzdeki günlerde yeniden verileceğine ben inanıyorum. Onun için kongre hazırlıklarımı da ona göre yapıyorum. Çünkü Kocaeli’de yaşayan, bu inci kentteki bu insanların bundan daha iyisini hak ettiğine ben inanıyorum. İmkanlar bizim, olabildiğince imkamlarımız var. Bu imkanlarımızı daha derli toplu planlayarak insanımıza sunma zorunluluğumuz siyasilere düşüyor. Bu noktada da nadasta durmuş Saadet Partisi buna hazır. Oluşturacağı kadrolarla birlikte Kocaeli’nin tekrar yaşanabilir kent olması için uğraşacağız. İnşallah vatandaşın önünü de 2019’da sandıklar konulacak, özellikle Kocaeli’de Saadet Partisi olarak 12 belediye ve Büyükşehir hedefimiz olacak. O yeterlilik, kararlılık bizde var.

ERGÜN DEMİR

Yorum yazın

Kocaeli Çınar sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin