Cumartesi, 3 Ekim 2026 03.10.2026
11°C
USD 49,06
EUR 55,18
Altın 6.543
Benzin 84,90
Dizel 97,50

Öğrendik mi ?..

NULL

Muharrem İnce’den umutlu muyduk ?..
Evet..
Peki sonuçlar sürpriz mi oldu ?..
Hayır..
Peki öğrendik mi yaşadıklarımızdan ?..
Hiç öyle görünmüyor..
Kapitalizm, yükselişinde ileri, ilerici değerlerden, ileri, ilerici araçlardan yararlanmayı yetmişli yılların başına kadar sürdürdü.
Sonra vazgeçti.
Burjuvazi, iktidar savaşını, krallara ve onun müttefiki kiliseye karşı vermiş ve bir devrimle taçlandırmıştı 1789’da.
O yılların değerleriyle de yükselmişti.
Sonra ?..
Sonra, sömürünün derinleştirilmesinde ‘din’in nasıl kullanışlı bir köleleştirme aracı olduğunu fark edip desteklemeye ve yönetmeye başladı.
Kalabalıkların önce müsrifleştirilmesi, sonra cahilleştirilmesi, sonra da dindarlaştırılması süreci başladı.
Hayır !.. Bu muhtemelen, şu ya da bu merkezde verilen kararlarla olmadı, kapitalizmin kendi olağan ilerleyişinin, olağan sonuçları olarak ortaya çıktı.
“Eğitim çok kötü” diyoruz ya..
Giderek daha da kötüleşiyor ya..
Bu yalnızca bizde değil, yeryüzünün her ülkesinde böyle oluyor.
Düşünmeyen, değerlendirmeyen, anlamayan -giderek anlayamayan da- kalabalıklar üretiliyor.
Bu düşünüp düşünmemek, değerlendirip değerlendirmemek, anlayıp anlamamak eğitim-öğretim düzeyiyle ilgili değil.
Eğitim-öğretimin düzeyi ne olursa olsun, yeni dünya düzeninde ‘eğitim-öğretim’in amacı bu.
Süreci tamamlayan itaat etsin yeter.
Kime itaat etsin ?..
Siyasi iktidarların satın alıp, algı stratejilerinin aracı olarak kullandığı basına, ajansa, kanaat kadılarına itaat etsin yeter.
Mesela, bizi bu geldiğimiz günlere getiren süreç çok basit bir adımla başladı.
Bütün bu hal siyasi iktidarın çok stratejik ve çok akıllı bir adımıyla başladı.
Eğitimli olduğu varsayılan, aydın olduğu varsayılan, siyaseti “çok” bildiği varsayılan bir kısım kalabalıklar bir “yetmez ama evet” kumpanyasıyla, ülkeyi bugünlere taşıyan sürecin oyuncuları yapıldı.
Peki öğrendik mi yaşadıklarımızdan ?..
Hiç öyle görünmüyor..
Çünkü o günlerin “yetmez ama evet”çilerinin pek çoğu hala o günlerdeki haklılığını bağıra bağıra anlatmaya çalışıyor ama bu oyun böyle kuruldu bir kere ve artık böyle oynatılıyor.
O yaratılan kalabalıklar yalnızca düşünmeyen, değerlendirmeyen, anlamayan kalabalıklar değil, aynı zamanda tembel kalabalıklar.
Muharrem İnce elbette güzel ülkemizde kapitalizmi yıkmayacaktı.
Ama ülkenin bir yarısını tüm temsil ettiği değerlerle yok sayan, ülkenin diğer yarısını, bu yarısına düşman etmeye çalışan, bunları da dini inançları pervasızca istismar ederek yapan bir siyasi iktidarın ülkeye verdiği hasarı önemli ölçüde onarabilir, ülkeyi normalleştirebilirdi.
Olmadı..
İnce’nin yüzde otuz küsur oyu önemsiz midir ?..
Hayır !.. Çok önemlidir..
Seçimde siyasi iktidar bloğuna karşı oy kullanan ve toplamda yüzde kırk iki oranında oy’a karşılık gelen insanlar önemsiz midir ?.. 
Hayır !.. Çok önemlidir..
Ama..
Ama, öğrenmiş olmak koşuluyla..
Ülkenin “gerçekliğini” öğrenmiş olmak koşuluyla..
Ülkenin geleceği sorumluluğunu bir adama yıkıp, kenarda beklemekten vazgeçmek koşuluyla..
Kalabalıklaşmanın yollarını düşünmek, değerlendirmek ve anlamak koşuluyla..
Siyaset yönetiminin “temsil” den ibaret olmadığını, esas itibarıyla yeni bir gelecek hayali etrafında kalabalıkları örgütleme “iş”i olduğunu, yalnızca vitrine büyük Atatürk’ün fotoğrafını koymanın siyaset olmadığını anlamak koşuluyla..
Muharrem İnce’den umutlu muyduk ?..
Evet..
Peki sonuçlar sürpriz mi oldu ?..
Hayır..
Peki öğrendik mi yaşadıklarımızdan ?..
Dileyelim öyle olsun..