Ohrid’den Tiran’a, Oradan İşkodra’ya
Sabah kahvaltısının ardından Ohrid Gölü kenarındaki otelimizle vedalaşıp otobüse doluştuk ve yine düştük yollara. İlk durağımız, doğanın bonkörlüğünü cömertçe sergilediği Aziz Naum Kilisesi ve Ohrid Gölü’nü besleyen Kara Drin Nehri’nin doğduğu yer oldu.
Buradaki manzarayı görünce kendimi bir an Akyaka’daki Kadın Azmağı’nda hissettim. Pırıl pırıl suların üzerinde sandalla süzülmek müthiş bir keyif olurdu elbette ama bizdeki “zamansızlık” belası yüzünden bu defa niyetimizi bir başka bahara erteledik. Etrafta kasıla kasıla dolanan tavus kuşları ise mekânın kadrolu ev sahipleri gibiydi; havalarından geçilmiyordu! Kilisenin girişinde Aziz Naum’un mermer lahitine kulağımı dayadığımda ise rivayetlerdeki gibi kalp atışını andıran o gizemli sesleri bizzat duydum.
Bu mistik atmosferden sıyrılıp otobüsün burnunu Arnavutluk’un başkenti Tiran’a kırdık. Güzergâh boyunca rehberimiz Ege Bey’in gördüğümüz her taş altı bilgiyi bizle paylaşması ve her sorumuza engin tecrübesiyle yanıt vermesi içimizi bayağı rahatlattı. Yol üzerindeki şirin kasaba Elbasan dan gecerken hepimizin bildigi ve zevkle yedigi Elbasan tava yemeğinin kökeni buraya dayanıyor ayrıca Fatih Sultan Mehmet istanbula yollar yaptırmak icin bu kasabadan taş ustalarını istanbula getirtmiş ustalar yanların a eş ve cocuklarıyla gelip bugün Arnavutköy diye anılan boğaz kenarına yerleşiyorlar eski istanbulun arnavut kaldırımlı taş sokaklarını yapıyorlar Avrupa’da Bektaşiliğin merkezi sayılan Tiran bu köklü şehre adım atar atmaz tura başladık. İlk durağımız; yapımı 1789’da başlayıp ancak 1923’te tamamlanabilen, ülkenin göz bebeği Ethem Bey Camii oldu.
Ardından İskender Bey Meydanı’nda kısa bir soluklandık. Meydanın ortasında gururla yükselen İskender Bey Heykeli tüm haşmetiyle bize bakıyordu. Buraya küçük bir tarih notu düşelim: Arnavutların milli kahraman saydığı bu komutanın bildiğimiz meşhur Büyük İskender ile hiçbir alakası yok! Kendisi Osmanlı döneminde devşirilmiş bir Arnavut asker. Bölgeyi Osmanlı adına yönetirken yerel halkın “Gelmene gerek yoktu, biz seni ikna ederiz” çabalarıyla saf değiştirmiş; Osmanlı askerlerini pusuya düşürerek bölgedeki isyanın öncüsü olmuş.
Meydanı turlarken 1821’de yine Ethem Bey tarafından yaptırılan ve Tiran’ın simgesi haline gelen Saat Kulesi’ne bir selam çaktık. Ayrıca Türkiye’nin Tiran merkezine yakın bir konumda inşa ettirdiği o muazzam yeni camiyi de ziyaret ettik. Şehrin ortasında bir de garip mimarisiyle Tiran Piramidi duruyor. Zamanında diktatör Enver Hoca’nın çocuklarının isteğiyle yapılmış bu yapı, şimdilerde orijinal amacından bir hayli uzak, bambaşka işler için kullanılıyor.
Tiran, modern yüzü ile tarihi geçmişini öyle güzel harmanlamış ki bende unutulmaz anılar bıraktı. 25 yıl önce bu ülkeye askeri görevle gelmiştim; o zamanlar Banker Krizi yaşanıyordu ve ortalık toz dumandı. O günden bu güne gözle görülür müthiş bir kalkınma hamlesi yapılmış, şehri tanıyamadım desem yeridir.
Verilen serbest zamanın ardından Arnavutluk’un kuzeyine, tarihi İşkodra şehrine doğru yolculuğumuza devam ettik. Doğal güzellikleri ve zengin tarihi dokusuyla insanı ilk görüşte çarpan İşkodra’ya varıp akşam yemeğimizi afiyetle yedikten sonra, günün tatlı yorgunluğunu atmak üzere otelimize çekildik.
Sağlıcakla kalın!



