için Cumhuriyet Parkı Sanat Galerisi’ne gidiyordum. İzmit’i bilenler Cumhuriyet Parkı’ndaki durağı da bilirler. Durağın yanından geçerken her zamanki gibi kalabalık olduğunu fark ettim. Mesai bitişi ve okul çıkışı saatlerinde özellikle kalabalık olur bu durak. Yazarlıktan olsa gerek gözlem yapmayı severim. Durup etrafı gözlemledim biraz, insanları ve yoldan gelip geçen araçları.
Gerek büyükşehir belediyesinin otobüsleri gerekse özel halk otobüsleri, minibüsler, dolmuşlar yani tüm toplu taşıma araçları çok kalabalıktı. Tıklım tıklım doluydu. İnsanlar balık istifi gibi tıkıştırılmıştı araçlara. Tabirimi mazur görün ama insanlar neredeyse üst üste yolculuk yapıyordu.
”İşte bizi yönetenlerin bizim insanımıza verdiği değer,” diye düşündüm. Bize layık gördükleri, bize reva gördükleri muamele buydu işte. Kalitesiz, konforsuz, külüstür araçlarda balık istifi gibi yolculuk ettirilen insanlar. Affedersiniz ama hayvan bile bu şekilde taşınmaz. Ancak Mutlu Şehir Kocaeli’de insanlara bu muamele yapılıyor.
Oysa ki araç sayısını arttırıp seferleri çoğaltarak toplu taşıma araçlarındaki insan kalabalığı azaltılabilir. İnsanlar medeni bir şekilde, insanlık onuruna uygun bir biçimde yolculuk yapabilir. En azından insan yoğunluğunun fazla olduğu saatlerde bu uygulanabilir. İstenirse yapılabilir.
Ancak öncelik meselesi tabii. Bizim rahatımız, konforumuz, güvenliğimiz, hayatımız bizi yönetenlerin önceliği değil. Bunu depremlerde, yangınlarda, afet ve felaketlerde görüyoruz. Denetim yok. İnsana değer yok. Gereken önlemler alınmıyor. İhmaller yüzünden hayatlar kararıyor.
Bizi yönetenlerin gözünde hayatımızın hiçbir değeri yok. İstatistiki bir sayıdan ibaretiz. Türkiye kalitesiz bir hayatın çok pahalıya yaşandığı bir ülke. Türkiye’de her şey çok pahalı ancak insan hayatı çok ucuz. Yemek yediğiniz bir restoranda zehirlenebilirsiniz. Yağmurlu bir günde karşıdan karşıya geçerken elektrik çarpması sonucu ölebilirsiniz. Tatil yapmak için gittiğiniz otelde yanarak hayatınızı kaybedebilirsiniz. Hayatınız boyunca para biriktirerek aldığınız ev size mezar olabilir.
Bunlar Türkiye’nin acı gerçekleri. Hepimizin yüreğini burkan, içini karartan gerçekler. Gerçeklerden kaçamayız. Bu gerçeklerin farkında olmadan, bu yanlışları düzeltemeyiz. Biz, bize değer veren; önceliği bize hizmet olan yöneticileri hak ediyoruz. Sandığa gittiğimizde seçeceğimiz yöneticileri de bu bilinçle seçmeliyiz.


