Pazartesi, 5 Ekim 2026 05.10.2026
17°C
USD 49,16
EUR 55,08
Altın
Benzin 85,10
Dizel 95,30

Seçimi kim kazandı?

NULL

Ansızın verilen bir kararla gittiğimiz seçim günü geldi ve bugün itibariyle geride kaldı.  Yüksek katılım oranının gerçekleştiği seçimlerde insanlarımız oyunu kullandı ve sonuçları bekledi dün akşam.
Seçimin sonuçları açıklanmaya başladıktan sonra televizyonlarda ve sosyal medyada yorumlar birbirinin arkasına sıralandı. Ele geçen veriler ve istatistiklerle başarılılar, başarısızlar, kazananlar ve kaybedenler ilan edildi; çeşit, çeşit.
Baskın seçimde zora sokulmak istenen AKP-MHP harici partilerin kısa zamanda manevralarla buna yanıt verebilmesi ve Muharrem İnce’nin etkileyen performansı beklentimizi yükseltmişti.
Dünden beri yorumcular ve yorumlayanlarımız Türkiye tablosuna bakarak bir anlam çıkarmaya çalışıyor. Millet İttifakı’na dahil partiler, Erdoğan ve yönetim tarzına muhalif insanlar umduğunu bulamadı. Burada bir kayıptan söz edebiliriz.
Öte yandan Tayyip Erdoğan ise ilk turda seçimi göğüsleyerek bir zafer kazandı diyebiliriz. 
Fakat futbolda da tezahürünü gördüğüm bir yanlış okuma var. Her şeyi siyah ya da beyaz görüyor ve analiz ediyoruz.
Adım adım ilerleyerek, tane tane bir şeyler karalayabiliriz. O zaman sonucu daha iyi anlayabiliriz. Kimin ne kazandığı, ne kadar kazandığı ortaya çıkar.
Öncelikle seçimi kazanan Erdoğan %52 oy alırken, partisi %42 oranında kaldı. Partisinin aldığı bu oy oranı, seçimi tekrarlama kararına sebep olan 7 Haziran 2015 tarihli seçiminin oy oranından 1 puan fazla: %41.
Yani Erdoğan Cumhurbaşkanlığını MHP ile beraber kazandı. Bu durumda İYİ Parti’nin kurulmasından sonra MHP’de ısrar eden ülkücülerin Tayyip Erdoğan yönetiminden mutlu olduğunu, iktidarına devam etmek istediğini ve bundan sonraki her icraatlarında AKP kadar sorumlu olduğunu söyleyebiliriz.
Muharrem İnce %25-26 sınırını zorlamakta güçlük çeken partisine göre hayli fazla oy alarak etkili bir sonuç aldı. Sık yapılan yorumlar arasında bu da var. Ancak Muharrem İnce’nin ve Meral Akşener’in oy oranı toplamları %38 civarı. Bir önceki Cumhurbaşkanlığı seçiminde 3 aday vardı ve bugünden bakılınca adaylık için ne kadar hatalı bir seçimdi diye yorumladığımız Ekmeleddin İhsanoğlu %38 oranında oy almıştı.
Bu seçimler öncesinde ve aslında son bir senedir iktidarın dışındaki insanları umutlandıran istatistik, kaybedilmesine rağmen 2017 referandum sonuçlarıydı.
Referandum sonuçlarında birçok ilin Hayır dediği ve hatta muhafazakar birçok İstanbul ilçesinde bile Hayır oyunun Evet’in önünde olduğu görüldüğü için buradan bir moral devşirilmişti. 
Dünkü seçimlerde Referandum sonuçlarına benzer bir istatistik çıktığını görmek gerek. Yukarıda değindiğim gibi Saadet Partisi’ne oy verecek potansiyel seçmen de MHP’ye oy verenler de son kertede Erdoğan’ı seçti.
Rakamlara bakarak başarı ya da başarısızlık sonucunu çıkarmak, pek de eksik kalır. Çünkü aslında aynı, bilindik havuzdan oy alıyor partiler, adaylar. Rüzgarı arkasına alan Muharrem İnce veya Akşener, Karamollaoğlu, Demirtaş; Tayyip Erdoğan’a oy verme alışkanlığı olan %50’den oy ‘sökebildi’ mi?
Referandumda olduğu gibi yine %50-%50 bir sonuç çıktı ortaya. Aslında Erdoğan yine insanları kültürel kodlarla ve inanç üzerinden söylemlerle ayırarak bir yarısını kendi tabanında tutmayı başarıyor.
Belki dünkü seçimde Erdoğan’a oy verenlerin hepsi yüksek motivasyonla o fotoğrafın altına evet mührünü basmadı ama kendi dünya görüşüne, algısına göre yok saydığı, benimsemediği hatta belki düşman gördüğü diğerlerine göre kendini o kadar ayrı yerde görüyor ki Erdoğan’a kerhen de olsa oy vermeyi tercih edebiliyor.
Dün farklı partilere oy verse bile, Erdoğan’ın yönetim anlayışını ve dahasını benimsemediği için Muharrem İnce’ye oy verenler oldu. Benzer ama zıt yönde hislerle Erdoğan’a oy verenler için de geçerli bu. Bunun 16 sene sonrasında ne kadar anlamlı ve akıl karı olduğu tartışmasını es geçerek söylüyorum. Yani %50’lerden biri bir isim (mesela bir aday ya da referandumda hayır oyu) altında toplanıp oyunu yükselttikçe, diğer %50’de benzer bir hareketlenmeye, reaksiyona sebep oluyor. Oylar dağıldıkça, bence her seçmen rahatlıyor, iki dilimde de oylar farklı partilere dağılabiliyor.
Mecliste grup kuracak çoğunlukla girmiş olsa bile İYİ Parti ve Saadet Partisi, her şeyine rağmen AKP’ye alternatif olamamış, ondan hatırı sayılır oy koparamış görünüyor. Eğer bu iki partinin adaylarının sözü tesir etseydi seçmene, bugün başka bir gündemi konuşuyor olurduk ülkede.
Elbette ki adil bir seçim dönemi yaşamadık. Seçimlerde söylenildiği gibi oy çalınmamış bile olsa Muharrem İnce’nin seçmene ulusal medyadan biraz ulaşabildiği, diğerlerinin hiç ulaşamadığı bir seçim dönemi yaşadık. Bir aday cezaevindeydi. 
AKP tarafından sıkça tehditkar beyanatlar okuduk. Başarılı olamazlarsa seçimlerin tekrar edilebileceğini söylediklerini okuduk. Yerelde yapılan seçim kampanyalarında muhalefet partilerinin önünün nasıl tıkandığını duyduk. Saymaya kalkılsa bitmez bir örnek zinciri olur. Bu şartlar altında bu ‘tesirsizlik‘ için sorumluluğu sadece Saadet Partisi’ne ve İYİ Parti’ye atamayız. 
Özetlersek, Erdoğan seçimi kazandı. Fakat Bahçeli ile beraber. Mecliste ya Bahçeli’ye ihtiyacı olacak ya da bir başka gruba. Yetkileri biraz daha tırpanlanmış meclisteki AKP’nin niceliği bir önceki meclisten daha kötü durumda. AKP, 600 kişilik meclise 293-295 arası milletvekili sokacak.
Birçok grubun, partinin bulunacağı mecliste, barajı aşan HDP  ve CHP’nin listelerinden aday olan dikkat çekici isimler parlamentodaki yerini alacak. İYİ Parti’den de yeni yüzler TBMM’ye girmiş oldu.
Her şey şimdi başlıyor diye motive edici bir cümle vardır ya hani. Bunu değiştirerek şunu söyleyebiliriz, her şey aynı şekilde devam ediyor. 
Bu cümle ile isterseniz moral bulabilirsiniz isterseniz moralinizi bozabilirsiniz.