Dün Deutsche Welle Türçe’den Burcu Karakaş önemli bir haberi imza atmıştı.
Haberde, gazete ve kitap kağıdının neredeyse tamamını ithal eden Türkiye’de yayıncıların kur krizi nedeniyle ayakta kalma savaşı verdiği söyleniyordu.
Sektördeki krizin kültürel yaşama yansımalarının da endişe uyandırdığı belirlitiliyordu.
***
DW muhabirine konuşan Türkiye Yayıncılar Birliği Başkanı Kenan Kocatürk, Türkiye’nin ilk kâğıt fabrikası SEKA İzmit İşletmesi’nin 2005 yılında kapatılmasından sonra yayıncılık sektörünün kâğıtta yurtdışına bağımlı kaldığını anlatıyor, “Türkiye’de kitap kağıdı üretilmiyor. Tonu 750 avro olan kâğıt şimdi 900 avroya çıktı” diyordu.
***
Astakos Haber olarak hem bu haberi kullandık, hem de bu konuyla ilgili bir köşe yazdım.
Köşemde Seka’nın uyduruk gerekçelerle, bile bile, isteye isteye kapatıldığını söyledim.
Ayrıntılarıyla yazdım.
Hem haber hem de köşe yazıma bir çok yorum geldi.
Yorumların bazıları ise gerçekten içime oturdu.
***
Olumsuz yorum yapan kişilerin çoğu gencecik insanlardı.
Yarım yamalak Türkçeleriyle, çarşı pazar ağzıyla bir şeyler yazmışlardı.
Ve hepsinin ortak noktası, Seka fabrikasının bir arpalık olduğu, işçilerin sabah kart basıp sonra kahveye gittiği vs. şeklindeydi.
Tüm işçiler bir tür hırsızlıkla suçlanıyordu.
Gerçekten çok üzüldüm.
Ayrıca gazeteye yapılan yorumlarda değil bu tip ithamları sokakta da çoğumuz duymuşuzdur.
1930’la yıllarda başlayan Seka macerasından sadece akıllarında bu kalmış.
***
Birincisi şunu söylemek isterim; benim veya ailemin Seka ile hiçbir ilişkisi olmamıştır.
Ne babam, ne de dedem Seka’da çalıştı.
Ekonomik olarak hiçbir bağım yoktur.
Ama Seka’nın İzmit için ne anlama geldiğini, Seka’nın İzmit demek olduğunu bilenlerdenim.
***
İkincisi şunu biliyorum ki, bir fabrika veya bir işletme kapatılacaksa önce zarar ettirilir, hiçbir yatırım yapılmaz, itibarsızlaştırılır, söylentiler çıkarırılır…
Seka’da öyle oldu.
Diğer fabrikalarda da böyle oldu.
Ve şimdi de göbekten kağıt konusunda yurt dışını bağlıyız.
Dolar ve Avro yükselince biz de bön bön bakıp ah çekiyoruz.
***
Ben tekrar şu Seka işçisinin acımasız bir şekilde eleştirilmesine geri dönmek istiyorum.
Eğer bir işletme düzgün işletilmezse o işletme arpalık olur.
Tercihen öyle olur.
Çünkü işletmecilik de bir bilimdir.
Üniversitelerde bölümleri vardır.
Seka işçisini acımasızca eleştiren, hepsini bir torbaya koyan, hepsinin emeğini, alın terini yok sayan o kişiler de eğer kendi işyerlerinde denetim olmazsa eminim ki işe gitmezler.
Gider kahveye okey oynarlar.
***
Bu anlamda eleştirilecek birisi varsa Seka’yı yönetenler, fazlaca işçi alınmasını isteyen dönemin siyesileridir.
Tüm işçileri kaytaran, iş yapmayan uyanıklar gibi görmek ve böyle lanse etmek çok büyük haksızlıktır.
Eminim ki bu tip söylemlere, Selüloz- İş Sendikası Genel Başkanı Ergin Alşan, dönemin İzmit Şube Başkanı Adnan Uyar, sendikanın avukatı Murat Özveri ve işçiler çok daha iyi yanıt verecektir.

