Ciğer Tavasından Tarih Sayfalarına:
Bugün sizi biraz tarihin, biraz mutfağın ve bolca şehir efsanesinin peşinde Arnavutluk’a götürmek istiyorum.
Önce şu meşhur Arnavut ciğeri meselesini bir çözelim: Arnavutluk’a gidip “Bize bir Arnavut ciğeri çek!” derseniz yüzünüze boş boş bakarlar; çünkü orada böyle bir yemek yok! Hikâye aslında bizim İstanbul mahallelerinde başlıyor. Eskiden sakatatlar (takım ciğer, işkembe vs.) atların iki yanına asılan küfelere doldurulur, sokak sokak gezdirilerek satılırmış. Bu işi yapan esnaf da genellikle Arnavut hemşerilerimiz olduğu için, mahalleden geçen satıcıdan alınan ciğerin adı zamanla “Arnavut ciğeri”ne çıkıvermiş. Yani anlayacağınız, tamamen bir İstanbul uydurması!
Ama durun, hakkını teslim etmemiz gereken bir başka lezzet var: Elbasan tava. İşte bu yemek, adını Arnavutluk’un merkezindeki Elbasan şehrinden alan %100 özgün bir mutfak harikası. Arnavutça asıl adı Tavë Kosi olan bu kuzu etli, yoğurtlu ve yumurtalı soslu fırın yemeği, Arnavutluk’un milli gururudur. Peki, Türk mutfağına nasıl mı girdi? Fatih Sultan Mehmet, İstanbul’a yollar yapmayı planlayınca dönemin en iyi yol ustalarını Elbasan’dan getirtmiş. Taş döşeyen bu ustalar aileleriyle birlikte Boğaz kıyısına yerleşip bugün bildiğimiz Arnavutköy’ü kurmuşlar; gelirken de mutfak kültürlerini yanlarında getirmişler.
Gelelim Arnavutluk caddelerine… Gezerken gözünüze çift başlı kartal amblemli akaryakıt istasyonları çarpacaktır. Hatta ulusal kahramanları İskender Bey’in (Gjergj Kastrioti) soyadını taşıyan Kastrioti Petrol adında yerel zincirler bile görebilirsiniz.
Peki, kimdir bu İskender Bey?
1400’lerin başında Devşirme sistemiyle Osmanlı ordusuna giren Gjergj Kastrioti, gösterdiği askeri başarılarla “İskender Bey” adını alır (Büyük İskender’e atıfla kendisine “Küçük İskender” de denmiştir). Ancak Hristiyan kökenli ailesini ve geçmişini unutmayan Avrupa elitleri, İskender Bey’in aklını çelmeyi başarır: “Osmanlı bak her yeri alıyor, ailene ve dinine ne oldu hatırla, sen bunlara bir dur de!” diyerek onu kışkırtırlar.
Aklı çelinen İskender Bey, komutasındaki üç bin kişilik cengaver askerle Osmanlı’ya karşı tuzak kurar; kale fetihleri sırasında Osmanlı birliklerini pusuya düşürerek bölgedeki Türk hakimiyetine darbe vurur. Bugün bir Arnavut’a sorsanız size net söyler: “Sizin için Atatürk neyse, bizin için İskender Bey odur.” Çünkü onlara göre Osmanlı’yı o bölgeden çıkarıp bağımsızlığı getiren kişi odur.
Bugün Arnavutluk’ta ve bölgede dalgalanan kırmızı zemin üzerindeki çift başlı siyah kartallı bayrak da işte tam olarak İskender Bey’in 600-650 yıl önce Osmanlı’ya karşı kullandığı bayrağın ta kendisidir. Nitekim bugün Tiran’da, Priştine’de veya Prizren’de adım başı devasa İskender Bey heykelleriyle karşılaşmanız hiç de tesadüf değildir.
Anlayacağınız; bir tabak ciğerden yola çıkıp tarihin derinliklerine inmek, Balkanlar söz konusu olduğunda kaçınılmaz bir gelenektir!
Sağlıcakla kalın

