Bunkerin Gölgesinde Bir Çift Başlı Kartal
Skanderbeg’den (İskender Bey) günümüze Arnavutluk bayrağını süsleyen o meşhur çift başlı kartal, aslında tanıdık bir simgedir. Doğu ve Batı üzerindeki hakimiyeti temsil eden bu sembolü Konya Büyükşehir Belediyesi’nin ambleminde, Konyaspor ile Çorumspor’un armasında, hatta Selçuklu ve Bizans tarihinin derinliklerinde de görürüz.
Ancak Arnavutluk’un kaderini yalnızca bu tarihi semboller değil, 1940-1980 yılları arasında ülkeyi tek elden yöneten Enver Hoca (Enver Halil Hoxha) şekillendirmiştir. “Hoca” burada bir sıfat değil, bölgedeki en yaygın soyisimidir. Arnavutların Enver Hoca konusundaki fikirleri bugün bile bölünmüş durumdadır: Kimileri “Tam bir diktatördü, bizi mahvetti, geriye götürdü” derken, kimileri “Ondan önce ülke tamamen bir köydü; onun sayesinde zor da olsa okuduk, eğitim gördük” der.
Tabii madalyonun diğer yüzünde, ülkeyi dünyadan izole eden bir paranoya yatar. Kuzey Makedonya’da bugün bile anlatılan meşhur bir espri vardır: Önünüzde giden araç sinyalsiz dönüyor ya da saçmasapan hareketler yapıyorsa “Kesin Arnavut’tur” derler. Şakası bir yana, bunun tarihsel bir sebebi var! Enver Hoca döneminde ülkede sivil araç kullanımı yasaktı. Tüm Arnavutluk’ta devletin hizmetinde çalışan sadece 16 tane otomobil bulunuyordu ve koskoca ülkede yalnızca iki bin kişinin ehliyeti vardı. Haliyle halk, araba sürmeyi pratik ederek öğrenme fırsatını çok geç yakaladı.
Enver Hoca’nın “komünist” bile denemeyecek, kendine has nevzuhur bir yönetim sistemi vardı. İthalat ve ihracatı tamamen yasakladı, neredeyse tüm komşularıyla arasını bozdu. Ardından gelen işgal paranoyasıyla, ülkenin dört bir yanına yüzelli bin den fazla beton sığınak (bunker) inşa ettirdi. Düşmanın paraşütlerle ülkeye ineceğine ya da yukarıdan bombalayacağına öyle inanmıştı ki ülke adeta bir mantar sığınak tarlasına dönüştü.
Peki ya sosyal hayat? ABD’de ortaya çıkan hippi akımına kapılmasınlar diye ülkede sakal bırakmak yasaklandı! Yabancı tv ve radyolar engellendi; amaç vatandaşın başka bir kültürden etkilenmesini önlemek ve devletin çizdiği sınırlar içinde yaşamasını sağlamaktı. Hatta işi daha da ileri götürerek dini tamamen yasakladı ve Arnavutluk kendisini “dünyanın ilk ateist ülkesi” ilan etti. Tiran’daki tarihi Ethem Bey Camii ibadete kapatıldı, bina sadece “sosyalleşme alanı” olarak açık tutuldu. Yine de insanlar inançlarını gizli gizli yaşamaya devam ettiler.
Tüm bu baskıların ortasında ise oldukça ilginç ve trajikomik bir detay ortaya çıktı: Halkın zorunluluktan yabancı dil öğrenmesi!
Enver Hoca dili kendisi öğretmedi elbette. Eğlenceye, müziğe ve dış dünyaya açlığa dayanamayan Arnavutlar; kaçak göçek izledikleri İtalyan kanalları ve dinledikleri Adriyatik FM sayesinde kendi çabalarıyla İtalyanca öğrendiler! Günümüzde Arnavutluk’ta İtalyanca, okullarda İngilizce gibi seçmeli ders olarak okutuluyor. Öyle ki ülke nüfusunun yaklaşık %50’si temel düzeyde, %20’si ise ileri düzeyde akıcı bir şekilde İtalyanca konuşabiliyor.
Yani Arnavutlar; bir yandan yasaklarla, paranoyalarla ve sığınaklarla dolu bir dönemi geride bırakırken, diğer yandan sadece televizyon izleyebilmek uğruna bir İtalyan gibi konuşmayı başarmış sıra dışı bir halktır.
Sağlıcakla kalın

