Cuma, 2 Ekim 2026 02.10.2026
12°C
USD 49,03
EUR 55,40
Altın 6.596
Benzin 84,90
Dizel 97,40

Derince’de koku yayılırken

NULL

Lisede ve ortaokulda Türkçe öğretmeni kompozisyon derslerinde, bir giriş cümlesi verirdi ve devamını yazmamızı isterdi. Bu yazıda kullandığım başlık da böyle bir başlık olsun.
Evet çocuklar. Derince ilçesi sınırlarında yaşayan insanlar bir gündür, sıcak günlerde serinlemek için sonuna kadar açtıkları pencerelerden önce mahçup sonra hoyratça evlere sızıp yerleşen angus kokusuyla irkilir, yerlerinde duramayanlar olur. Tahammül sınırlarını zorlar, zorlar…
Bu vatandaşlardan biri de benim. 
Birkaç gün önce ithal hayvanlarla ülke gündemine gelen şarbonlu et meselesini okuduk, okudum. Okuyunca, ithal hayvan üzerine yazabilir miyim diye düşündüm ancak “sana mı kaldı?” diyerek vazgeçtim. Ben vazgeçtim ama bu ithal hayvan meselesi benden vazgeçmedi. Pencereden içeriye girdi. Hatta şu satırları yazarken hala sürmekte.
Derince Limanı’ndan ilçeye bir kokunun yayılışı sürmekte. Halbuki ben sade bir vatandaş olarak ‘bizim’ hayvanlarımızın çayırlarda yayılmasını isterdim. Yayılan, uzun yoldan gelmiş ithal canların kokusu oldu, yurtta.
O halde yazmam lazım, bir Derinceli olarak. Bir soruyla başlamam lazım: Bu ne kokusu? Cevap olarak ithal angus yazıyor gazetelerde. Kastettiğim cevap bu değil. Bu neyin kokusu? Ana kaynağı ne? Neden böyle bir koku, koskoca bir ilçeyi hayvan üretim çiftliğine çevirdi.
Ben en iyisi mi şarbon meselesine döneyim. Bu şarbon sorunuyla niye yüz yüze geldiğimizi Türk Veteriner Birliği açıklamıştı: “Hayvan seçimlerinde veteriner hekim görevlendirilmemesi ithalat lobisinin talebiydi. Hayvan seçimleri ithalatçı firma tarafından yapılmaktadır.” 
Yani olan şu, birileri yaptığı ithalat esnasında birim seferden daha fazla, daha kolay kar elde edebilsin diye, halk sağlığı için gerekli bir prosedür, yani onlar için engel kaldırılmış. İthalatı yapan, “ya hacı elimize gelen, bulduğumuzu, kaptığımızı sorgusuz sualsiz, ucuzundan ülkeye sokalım, kârımıza bakalım” demiş, tercüme edersek.
Bu usulsüz köşeyi dönme aklı, eskiden komedi dizilerinde yaratılan bir tipte canlanırdı. Uyanıktı ama itibarsızdı. O bölümün sonunda illa ki foyası ortaya çıkardı, bu kolay yoldan köşeyi dönme girişiminin neticesinde bölüm, ona ders vererek biterdi.
Şimdi bu bir dizide bile gün görmeyen insanlar şirket oldu: “Organze oldu”. Ders mers aldıkları da yok. Bir dizi senaristinin, canlandırdığı dünyaya reva görmediğini, yetkililer vatandaşa reva görüyor.
Şaka bir yana acı bir gerçek var burada. Yetkililer artık vatandaşın hayatını ilgilendiren konularda sorumsuz ve usulsüz kararlar alabiliyor. Bunu Çorlu’daki tren kazasında da gördük. 
Benim bildiğim kadarıyla anayasasında sosyal bir hukuk devleti yazan cumhuriyet yönetiminin yetkilisi, ithalatçıyı korunaklı gölgeye almak için açıklamalar yapmaz. Tersine önceliği ithalatçı değil halk sağlığıdır.
Zaten bir cumhuriyet vatandaşı ve o vatandaşın takip ettiği basın kuruluşları da ağzının payını verir eğer sağlığını koruyamayıp, sağlığını bozan ticareti koruyorsa.
Tabii bunlar cumhuriyetlik işler. Bir cumhuriyet, cumhuriyet olmak için kendini vatandaş sayanları ister.
Yazıyı kendi memleketimle bitirirsem, sorum şu: Benim ilçemin vatandaşı yaklaştıkça kırılan burun direklerini hangi düşünceyle pansuman ediyorlar?