Pazartesi, 5 Ekim 2026 05.10.2026
19°C
USD 49,06
EUR 55,18
Altın 6.580
Benzin 85,10
Dizel 95,30

Evet ağlıyorum

5 Ekim de Kocaeli Kitap Fuarı kapsamında yaptığım söyleşime katılan, salonu

Evet ağlıyorum

dolduran dostlarıma çok teşekkür ediyorum. Söyleşim Hz. Mevlana’nın sözleriyle başlamıştı. İnsanlık son 3000 yılın sadece 240 yılını savaşsız birbirlerini boğazlamadan geçirebilmiş. Eğer Hz. Mevlana’yı dinleseydik, belki de son 850 yılı kurtarabilirdik. Savaşlarda sivillerin, özellikle de çocukların öldürülmesi beni kahrediyor, ağlıyorum…
***
Olanı biteni görmek, olan biten karşısında merhamet duymak çok değerli bir tercihtir. Yalnız merhamet sanıldığı gibi bir diğer kişiyi, insanı, hayvanı vs daha düşük seviyede görmek ve ona üstten bir şekilde yaklaşmak falan da değildir. Bana merhamet diyorlar ya bazen, herhalde o hiyerarşiyi ifade etmiş oluyorlar.
***
Hayır öyle değil, bana düşen nedir? Bu zulüm, bu haksızlık, bu acımasızlık, bu dehşet, bu kavga, bu hikayenin içinde bana düşen nedir? Ben ne yapmalıyım? Yetki kullandığımda, sorumluluk sahibi olduğumda adalete ihtiyacım var ama merhamete de ihtiyacım var. Merhamet bize bahşedilmiş yapılandırıcı, güçlendirici bir motivasyon. Kimi yerlerde böyle çok garip olaylarla karşılaşırız. Bir anda duyuyoruz; binlerce çocuk öldürülüyor, hayatlarına son veriliyor çok acımasız bir şekilde.
***
Çevremizde diğer canlılarla ilgili bir takım adımlardan haberdar oluyoruz. Neler yapıldığını görüyoruz. Hunharlığın bini bir para. Çok basit ikili ilişkilerde merhameti devre dışı bırakmış üsttenci tavırlara denk geliyoruz. Evet, birisi bir şey buyuruyor ama arkasında bir merhamet eksikliği var. Birisi bize emrediyor ama o emrin arkasında başka bir sertlik, başka bir ağılık var. O merhamet tınısını, o sesi, o dalgayı yakalamamız gerekiyor. Bunun için çok ciddi çalışmalara, çok ciddi ortamlara ihtiyacımız var. Dilin ve kalbin birleştiği bir yerse eğer merhamet, o zaman onun bize kazandırdıklarına, bize öğrettiklerine de bakmak gerekiyor. Bana kalırsa insan merhamet ederek olgunlaşıyor.
***
İnsanlık statüsü daha da yükseliyor, daha da derinleşiyor ve insan merhamet ede ede insan oluyor. Bu duygu bizde hep var ama bu duyguyu yeşertmek, canlandırmak, hayatın içerisinde hemen her canlı karşısında merhameti devreye sokmak oldukça değerli.
***
İki şey var ki bunlar başımızın belasıdır. Birincisi merhametin istismar edilmesi. Hepimizin başına gelen bir şeydir. Herkes için bir şeyler yapıyoruz, koşuyoruz, merhametimiz bizi yerimizde tutmuyor, habire herkese bir şeyler sunmak, bu merhametin bir parçası olarak adım atmak istiyoruz ama zaman zaman onun da kullanıldığını, istismar edildiğini gözlüyoruz ve çok üzülüyoruz. Kim ne yaparsa yapsın, kim bu bizim temiz duygularımızı çökertirse çökertsin, bizim merhametten ayrılmamamız gerekir.
***
Çok ihmal ettiğimiz bir şey de kendimiziz; insanın kendini unutması, bedenini unutması, taleplerini unutması. Kendi dünyasının nerelere doğru gittiği konusunda bir özeleştiri, bir hesaplaşma, bir kendini gözden geçirme konusu var. Çok büyük kusurlarımız var. Bazen öyle olur, başkalarını düşünmekten kendimize vakit bulamayız. O halde merhametin en önemli adımlarından, kaynaklarından biri de kendimizi de bu merhamete dahil etmek olmalıdır. Eğer kendimize zulmeder, kendimizi dışarıda bırakırsak bunun beden olarak da, ruh olarak da, kültür olarak da bize çok kötü dönüşleri olacaktır.

Merhamet edelim ki, merhamet bulalım.