Cumartesi, 26 Eylül 2026 26.09.2026
8°C
USD 48,88
EUR 55,69
Altın 6.741
Benzin 80,80
Dizel 93,80

Güney Amerika (11)Peru

Güney Amerika (11)Peru

Kutsal Vadi’den Ollantaytambo’ya

Cusco daki otelimizde çantalarımızı bırakıp yanımıza sadece birkaç parça giysi ve mont alarak otobüsümüze doluştuk. Rehberimiz dahil toplamda on bir kişiyiz. Yolculuğumuz, tıpkı eski Kandıra yolu gibi virajlı yollarda döne kıvrıla tırmanarak devam ediyor. Çevrede sıvasız tuğla binalardan başka pek bir şey yok; yapılar sanki tamamen rastgele, “kafaya göre” inşa edilmiş gibi görünüyor.

Bir süre sonra bir lama yetiştirme çiftliğinde mola verdik. Lamaların uzun boyunlu, alpakaların ise daha kısa boyunlu olduğunu bugün orada öğrendim. Oldukça cana yakınlar; bazılarını oradaki taze otlarla ellerimle besledim. Hayvan çitlerini geçince içeride köy yaşamını canlandıran yerel kadınlarla karşılaştık. Geleneksel kıyafetleri içinde kimi kumaş dokuyor, kimi toprak kaplarda yemek hazırlıyordu. Hediyelik eşya bölümünü de geçtikten sonra otobüsümüzle Ant Dağları’nın geçit verdiği ünlü Kutsal Yol’a koyulduk. Vadiler, ırmaklar, şelaleler ve dumanlı yeşil dağların nefis manzarası eşliğinde ilerledik.

Zemini oldukça bozuk olan tek şeritli bu yolda en fazla 50 km/h hız yapabiliyorduk. Aslında hızımızı kesen sadece yolun bozukluğu değil, her beş yüz metrede bir konulan kasislerdi. Yol yavaş aksa da manzara o kadar güzeldi ki kimse sıkılmadı; bazı doğa harikası noktalarda durup fotoğraf molaları verdik. Bir süre sonra yol kenarında, rayları birbirine oldukça yakın olan bir demiryolu hattı bize eşlik etmeye başladı.

İyice acıktığımız sırada otobüs yavaşladı, demiryolunu geçti ve daracık bir yoldan ilerleyerek tek katlı, kocaman ve otantik bir restoranın önünde durdu. Açık büfe yemekleri görünce meraklı bir turist olarak rehberimize ne tavsiye ettiğini sordum. Rehberimiz, “Tabağınıza her şeyden az az alın, hangisini beğenirseniz kendi menünüzü ona göre oluşturursunuz” dedi. Ben tercihimi sıcak yemeklerden yana kullanarak sebzeli lama eti ve ev makarnası aldım. Yanına kırmızı pancarlarla süslediğim karışık bir salata ve özel bir kapta hafifçe kaynamaya devam eden, yoğun kırmızı renkli marmelatımsı bir tatlı ekledim. Biz yemeğimizi yerken, yerel kıyafetli ufak tefek bir adam üflemeli özgün enstrümanıyla nefis bir müzik ziyafeti sundu.

Yolculuğumuz, yarın trenle Machu Picchu’ya gideceğimiz, adını ünlü bir komutandan alan Ollantaytambo kasabasında son buldu. Küçük kasabanın daracık sokaklarında, duvarlarının yarısına kadar İnka modeli taş işçiliğiyle örüldüğü tek katlı binalar bizi karşıladı. Hemen hemen her sokaktan gürül gürül, yüksek debiyle akan suların geçtiği kanallar var; evler su ihtiyacını hâlâ bu kanallardan karşılıyormuş. Özellikle kadınların ve çocukların kıyafetleri büyüleyici.

Kasabanın içine otobüs girişi yasak olduğu için yaklaşık bir kilometre kala indik. Tam yürümeye hazırlanırken küçük minibüslere “otostop” çekerek merkeze ulaştık. Bütün dar yollar meydana çıkıyor ve köşelerdeki polis kulübelerinde görevliler, ellerindeki bir yüzü kırmızı diğer yüzü yeşil raketlerle trafiği sorunsuzca yönetiyor. İster istemez, “Bizde olsa trafik kilitlenir, kornalar, küfürler kıyamet kopardı” diye düşünmeden edemedim.

Günün sonunda, kasabanın bitimindeki traverten taş basamaklı kaleye girişte 70 nuevo solü para ödeyerek tırmandım. Benim gibi iri kıyım birini kan ter içinde bırakan bu tırmanışın ardından yüksek dağların uçurumlarına monte edilmiş çelik ve camdan yapılma, kapsül şeklindeki macera otellerini “Skylodge Adventure Suites” (cam kapsüller) gördüm. Bu dolu dolu geçen günün ardından artık dinlenmeye çekiliyoruz. Yarın çok erken saatte, Machu Picchu’ya giden tek seçenek olan treni yakalamak için istasyonda olacağız.

Sağlıcakla kalın.