Ekvador: Ekvator Çizgisinin Gölgesinde Bir Yaşam
Bogota’daki otelde 06.00’da kahvaltımızı yaptıktan sonra, bizi bekleyen otobüse ön kapısından geçerek bindik. Otobüsün tavanında, bizlerin alışık olduğu dijital saatler yerine aracın hızını gösteren bir panel yer alıyordu. Havaalanına vardığımızda, seyahat edeceğimiz Latam Havayolları’nın personel maliyetinden tasarruf etmek amacıyla dijitalleşmeye ne kadar önem verdiğini fark ettik; işlemlerin çoğu insansız kiosklar ve pasaport okuyan cihazlar üzerinden yürütülüyordu.
İşlemlerimizi tamamlayıp A8 numaralı kapıya yöneldiğimizde, zihnimde Ekvador’u canlandırmaya başladım. Okul yıllarındaki coğrafya derslerinden kalan bilgilerle burayı sadece tarımla uğraşan sıradan bir ülke sanıyordum. Ancak meslektaşım Orhan Sönmez’in bu ülkeye dair anlattığı o ilham verici hikâye aklıma gelince düşüncelerim değişti. Orhan, on beş yıl evvel iş için geldiği bu ülkede bir bankacı kadına aşık olmuş; kadın ise ona “İspanyolcayı öğrenmeden seninle bir gelecek kuramam” diyerek bir yıl süre vermişti. Meslektaşım, azmiyle bu süreden çok daha kısa sürede dili söküp aşkının karşısına çıkmış ve mutlu bir yuva kurmuştu. Allah onları bir yastıkta kocatsın.
Meslektaşımın Ekvador hakkındaki övgüleri buraya adım atar atmaz doğruluğunu kanıtladı. Yılın her günü hemen hemen aynı sıcaklıkta seyreden bu dengeli iklimi şimdiden sevdim. Ülke, göründüğünden çok daha büyük bir ekonomik potansiyele sahip. Amazon ormanlarının altının bir “petrol denizi” olduğunun keşfedilmesinden bu yana, ülke gelirlerinin yüzde 40’ı petrolden sağlanıyor. Geri kalan yüzde 60 ise tarım ve hayvancılığa dayanıyor. Özellikle okyanus kenarındaki devasa çiftlikleriyle Ekvador, dünyanın karides ihtiyacının neredeyse tamamını tek başına karşılıyor.
Doğanın Dört Rengi
Ülke temel olarak dört ana coğrafi bölgeye ayrılıyor: Görkemli And Dağları, gizemli Amazon Ormanları, verimli Merkez Bölge ve uçsuz bucaksız Okyanus kıyıları. Başkent Quito’ya adını veren ise, İspanyol istilasına kadar bu topraklarda hüküm süren kadim Quitu halkı.
Quito, sadece bir başkent değil, aynı zamanda dünyanın en yüksek rakımlı şehirlerinden biri olmasıyla insanın nefesini kesiyor. Şehri çevreleyen volkanik tepeler ve sömürge döneminden kalma tarihi yapılar, geçmişle bugünü bir potada eritiyor. Ekvador sadece bir “çizgi” değil; yer altı zenginliklerinden okyanusun bereketine, And Dağları’nın serinliğinden Amazon’un sıcak nefesine kadar keşfedilmeyi bekleyen devasa bir dünya.
Sağlıcakla kalın


Mesut arkadaşım, bu seyahatimde yanında, olamadığım için üzgün olduğumu ifade etmeliyim. Ecuador da bazı şeyleri de bulamıyacağını, mesela yerlerde sigara izmariti, ama eczaneden kalem pil alabilir telefonuna kontür yükleyebilirsin. Manavda, noter işlemi yapabilir. Ve pazardan tanesi 5cent e bir karış muz alabilirsin. Yanı fiyata daha büyük ama yeşil olan muz, kızartmalık onu çiğ yemeye kalkmayın. Neyse yine kilosu bir dolara mango almayı da unutmayın. Eğlenceli geziler diliyorum