Salı, 22 Eylül 2026 22.09.2026
18°C
USD 48,82
EUR 55,95
Altın
Benzin 80,80
Dizel 96,70

Küçük Amerika Olurken Yuttuğumuz Büyük Lokmalar!

Küçük Amerika Olurken Yuttuğumuz Büyük Lokmalar!

​Zamanında ABD’de katıldığım gemi kursları vesilesiyle San Diego’daki askeri misafirhanede (BOQ) kalıyordum. Orada kahve dediğin, dipsiz bir kuyu. Her köşede bir makine; doldur babam doldur… Karton bardağa kahveyi köklüyor, süt tozunu ekliyor, tahta çubukla şöyle bir fır döndürüp yudumluyoruz.

​Tabii o yıllarda da kilo kaygısı ruhumuzu sarmış.Kahve tezgahında iki tip şeker var: Biri bildiğimiz günahkar beyaz şeker, diğeri de “aman kalori yapmasın” diye sığındığımız yapay tatlandırıcı. Ben de uyanığım ya, her seferinde o tatlandırıcılara uzanıyorum.

​Bir gün yine elimde karton bardak, kimyasal iksiri hazırlarken arkamda sırada bekleyen siyahi bir arkadaş dik dik yüzüme baktı.

– “Diyabet misin?” dedi.

– “Yoo,” dedim, “Niye ki?”

– “E o zaman niye normal şeker kullanmıyorsun?”

– “Kalori meselesi dostum, kilo yapmasın diye…” dedim, kendimden emin bir edayla.

​Adam şöyle bir güldü, kendi kahvesini aldı, yanına da bir tatlandırıcı iliştirdi. Paketi gözüme doğru uzatıp, “Şunun üstünü bir okusana bana,” dedi.

​Açtım, okudum. Gözlerime inanamadım! Acaba İngilizcem mi yetmedi diye sözlük yardımıyla bir daha evirdim çevirdim. Aynen şöyle yazıyordu: “Bu ürün, memeli denek hayvanlarında (farelerde) kanserojen etki göstermiştir.” Meğer Amerikan kanunları, “Ürünün içine ne halt koyarsan koy ama ambalaja yaz, gerisine karışmayız” kafasındaymış. Zaten o dönem televizyon reklamlarında da rakiplere dümdüz gitmek serbestti: “Benim arabamın freni daha iyi, Ford’unki bildiğin çöp!” tadında ilanlar dönerdi. Neyse, o günden sonra ne ben o tatlandırıcılara dokundum ne de çevremdekilere dokundurdum.

​Gelelim bizim “Yerli ve Milli” Nar suyuna…

​Ben meyveyi mevsiminde yemeyi seven biriyim. Vişne, kiraz, erik, nar, hünnap… Evin buzdolabı manav reyonu gibidir.

​Geçen akşam eve dönerken, park yeri de müsait diye bizim şu meşhur “üç harfli” marketlerden birine daldım. Amacım ufak tefek bir şeyler almaktı ama soğutucu dolapta “Nar Suyu” şişesini görünce gözlerim parladı. Ayıklaması, sıkması tam bir eziyet olan o koca nar, gitmiş, tıpış tıpış şişeye girmişti!

​Üstelik daha geçen ay bir turda rehberimiz anlatmıştı: “Dünyanın portakalını üreten Brezilya bile bu firmaya ciddi miktarda portakal ihraç ediyor, adamların devasa meyve bahçeleri var, her şey tamamen orijinal…” diye, öve öve bitirememişti.

​Kaptım buz gibi şişeyi, eve geldim. Şişenin kapağını açarken içinden gazlı içecek gibi bir “tıssss” sesi yükseldi ama ön yargısızım ya, “Şifadır” deyip bir bardak yuvarladım. Tadı fena değildi. Hatta dur, dedim, şunun bir fotoğrafını çekip eşe dosta tavsiye edeyim.

​Telefonu doğrultmuşken şişenin üzerindeki o meşhur “küçük yazılar” gözüme çarptı. Dikkatli bakınca ne göreyim?

“Nar suyu oranı: Takriben %10.” Yahu geri kalan %90 ne o zaman? Merakla içindekiler bölümünü okudum, şaşkınlıktan bardağı elimden düşürecektim. Yağ var, doymuş yağ var, karbonhidrat var, şeker var… Var oğlu var! Hasılı bizim nar suyu, memleketin gündemi gibi iyice kurcalanmış, darmadağın edilmiş.

​Be birader; şeker katmasan ölürsün, boya katmasan rengi tutmaz anladık da… Yağ nedir yahu? Nar suyu mu içiyoruz, kasap sucuğu mu?

​Bir dolu zararlı maddeyi boca edip, arkasındaki etikete de karınca duası gibi yazınca vicdanlar rahatlıyor galiba. Eskiler “Küçük Amerika olacağız” derlerdi de inanmazdık. Tebrikler, yediğimiz kazıklardan tutun, okumadığımız etiketlere kadar tam anlamıyla “Küçük Amerika” olmuşuz da haberimiz yok!

Sağlıcakla kalın

2 Yorum

    1. Alış veriş çılgınlığı ayrı bir boyut…insanlar bir markete girdiğinde ihtiyacı olsun olmasın illa ki bir şeyler almak zorunda hissediyor kendini…
      Bırakın aldıkları ürünün içeriğini araştırmak, bilgilerini okumak sadece ambalajın cazibesine kapılıp sepetine atıyor..