Sinema salonlarında onu hep iradeli, ödün vermeyen, haksızlığa karşı barikat kuran ve sevdasını canı pahasına koruyan bir figür olarak izledik. Zafiyet göstermeyen bu heybetli duruş, zamanla öyle bir aidiyete dönüştü ki, sanatçı sosyal hayatında da bu devasa gölgenin sorumluluğunu omuzlarında hissetti. Ömrünün son demlerinde sağlığın getirdiği kırılganlıklar, hafızalardaki bu “sarsılmaz” portreyle çelişmeye başlayınca, o da kendi efsanesine sadık kalmayı seçti; gözlerden uzaklaşarak sessiz bir asaletle inzivaya çekildi.
Yarım asrı aşan kariyerinde sayısız çehreyle karşımıza çıksa da, zihinlerimize en derin çentiği Selvi Boylum Al Yazmalım’ın direksiyon başındaki İlyas’ıyla attı. Türkan Şoray’ın hayat verdiği Asya ile filizlenen o çetin ve çıkmaz sevdaları, yerel bir anlatıyı evrensel bir şahesere dönüştürdü.
Yapım; Cahit Berkay’ın ruhumuza dokunan tınıları, çamurlu yolların estetiği ve dönemin yalın zarafetini taşıyan kostümleriyle zamana meydan okuyor. Bugün bile birçoğumuzun en hassas duygusal reflekslerinde bu filmin izlerine rastlamak mümkün.
Romandan Beyazperdeye Sızan Felsefe: “Sevgi Emektir”
Bugünün hızla tüketilen, sabırsız ilişkilerine adeta panzehir niteliğinde olan o epik vedayı anımsayalım. Asya, iki dünya arasında kalıp kalbinin en ağır kararına doğru yürürken soruyordu:
”Sevgi neydi? Coşkun bir akarsu mu, geçici bir heves mi? Yoksa ilmek ilmek dokunan bir sığınak mı? Sevgi ihtiras mı, yoksa sadakat mi? Nihayetinde sevgi, emekti…”
Bu hikayenin en çarpıcı detayı ise, bu felsefi sorgulamanın Cengiz Aytmatov’un orijinal Kırmızı Eşarp romanında bulunmayışıdır. Türkan Şoray’ın rehberliğiyle sinemaya taşınan bu metne, o ölümsüz dokunuşu senarist Ali Özgentürk yapmış.
Yeşilçam bir büyük ustasını daha toprağa verdi belki; fakat İlyas’ın mağrur bakışı, Asya’nın seçimi ve “sevginin sabırla örülen bir değer olduğu” gerçeği, bu kültürün harcında sonsuza dek kalacak.
Sağlıcakla kalın .
Bu Aşk Burada Biter
Bu aşk burada biter ve ben çekip giderim
Yüreğimde bir çocuk cebimde bir revolver
Bu aşk burada biter iyi günler sevgilim
Ve ben çekip giderim bir nehir akıp gider
Bir hatıradır şimdi dalgın uyuyan şehir
Solarken albümlerde çocuklar ve askerler
Yüzün bir kır çiçeği gibi usulca söner
Uyku ve unutkanlık gittikçe derinleşir
Yan yana uzanırdık ve ıslaktı çimenler
Ne kadar güzeldin sen! nasıl eşsiz bir yazdı!
Bunu anlattılar hep, yani yiten bir aşkı
Geçerek bu dünyadan bütün ölü şairler
Bu aşk burada biter ve ben çekip giderim
Yüreğimde bir çocuk cebimde bir revolver
Bu aşk burada biter iyi günler sevgilim
Ve ben çekip giderim bir nehir akıp gider.
Ataol Behramoğlu


Sanatına laf söyleyemem hadsizlik olur..
Diğer konularda …
Her neyse Allah rahmet eylesin….
Yüreğinize sağlık , kaleminiz hiç tükenmesin sevgili dostum. Kısa öz ve “ on ikiden vuran” kısa tespitlerinizle bir karekter ancak bu kadar güzel anlatılırdı! sevgiyi emeği dalında koparılmış ve kokladıktan sonra atılan bir güle döndüren günümüz insan ilişkilerine de bir ders niteliğinde. Teşekkür ederim.
Ne diyebiliriz ki…. Allah rahmet eylesin. 🤲
tasin altina elini koyan bir sanatciydi
Çok seveni varmış.
Böyle gitmek herkese nasip olmaz.
Rahmet diliyorum.
Vurgulamak istediğin temayı anladım. Derin ve düşündürücü . Tebrik ederim. Gidenlere selametle