Hepinizin başına gelmiştir, artık neredeyse bir hayat kuralı oldu: Birini ararsınız, telefon meşgule verilir ve saniyesinde o meşhur kısa mesaj düşer ekrana: “Toplantıdayım, seni sonra arayacağım.”
Aslında o kadar “toplantılı” hayatlar yaşadığımızdan değil bu. Sadece dürüstlüğün çıplaklığı yerine, kurumsal nezaketin korunaklı gölgesine sığınıyoruz. Eskilerin o gizli şifreli “Hanım suyu ısıt, geliyorum” cümlesi neyse; bugünün “Toplantıdayım” mesajı da tam olarak o işlevi görüyor.
Gerçeğin Çıplaklığı mı, Yalanın Şıklığı mı?
Düşünsenize, mesaj kutularımızda şu dürüstlükte cümleler uçuşsa fena mı olurdu?
”Şu an ağzımı şapırdata şapırdata yemek yiyorum.”
”İnan senin dertlerini dinleyemeyecek kadar yorgunum.”
”Döviz bürosunda dolar bozduruyorum.”
”Mağazada seni çatlatacak o kıyafeti arıyorum, meşgul etme!”
Ama hayır, biz hepimiz o an dünyanın kaderini belirleyen kararlar alıyormuşçasına “toplantıdayız.”
Zilden Gelen İtiraf
Geçen gün bir arkadaşımı aradım. Telefonu açmadı, haliyle o bildik cevap geldi: “Toplantıdayım.” İşin komik yanı, ben o sırada tam da evinin kapısındaydım! Zili hatırlayamadığım için aramıştım. Bir şekilde doğru düğmeyi bulup kapıyı çaldım, kapı açıldı.
Yüzümde muzip bir gülümsemeyle, “Toplantı bitti galiba?” dedim.
Hiç istifini bozmadan gülümsedi: “Yok yahu, tuvaletteydim, ondan açamadım.”
Neden Tuvalet Değil de Toplantı?
Asıl mesele burada başlıyor. Neden “tuvaletteyim” diye yazamıyoruz? Bence tuvalette olmak, telefonu açmamak için “toplantıda” olmaktan çok daha geçerli ve acil bir sebep. Biri sosyal bir zorunluluk, diğeri biyolojik bir mecburiyet! Ama biz modern insanı tuvalette hayal etmektense, elinde kahve bardağıyla sunum izlerken hayal etmeyi tercih ediyoruz.
Dürüstlüğün “ayıp” sayıldığı, “toplantıda olmanın” statü göstergesine dönüştüğü garip bir çağdayız. Herkes o kadar önemli, herkes o kadar meşgul ki…
Neyse, lafı daha fazla uzatamayacağım. Benim de acilen gitmem gereken büyük bir toplantı var!
Görüşmek üzere…
Şiir sevenlere yepyeni bir şiir bırakıyorum:
sessizliğin iklimi
dış azalınca iç çoğalıyor insanda
dünya içimde solmuş
ne bir ses ne bir kıpırtı
her şey donmuş
yorulmuş
yontulmuş
ıssız gece karanlığında
kendi soluğumu bile
duymuyorum
ne bir istek var ne bir heves
iklimler derinlerde bir yerde kıpırdıyor
yalnızlığın kuytusunda
yeni bir dil örülüyor zihnimde
sessizlikte berraklaşıyor ses
insan ancak kimsesizliğinde duyabiliyor içini
çok yalnızım seslen hadi
bozulsun bu ağır dilsizlik
duymak istiyorum
dünyada kim var ki benden başka
belki de sadece
kendi yankısını bekliyor insan
M.Nöbetçigil

