“Dolandırılmadım, O Halde Varım!”
Efendim, bazen düşünüyorum da, bu memlekette akıl sağlığını korumak için galiba önce o akıl sağlığından biraz feragat etmek gerekiyor. Hani “delinin hali delinin halinden anlar” misali, sistemin dışına çıkmazsanız sistem sizi zaten öğütüp bir kenara atıyor. Her sabah uyandığımızda bir “hayatta kalma simülasyonu” başlıyor; ama ne simülasyon! İçinde sahte diplomalı doktorundan, rahmetli meslektaşının kimliğiyle arzıendam eden çakma avukatına kadar her türlü “yaratıcılık” mevcut.
Geçen gün bir zeytinyağı alayım dedim, tadına bakınca içimden bir ses “Bu zeytinden çok her şeye benziyor,” dedi. Peynir desen, içinde sütün dışında periyodik cetveldeki her türlü element var ama kalsiyum hak getire! Hayatı idame ettirecek ne varsa sahtesiyle kol kola geziyor.
Şimdi hal böyleyken, dışarıdan bakanlar “Bu Türk milleti niye bu kadar gergin, niye herkes barut fıçısı gibi?” diye soruyor. Yahu kardeşim, nasıl olmayalım? Adım attığın yer mayın tarlası!
Tramvaya biniyorsun, içerisi balık istifi. “Yanlış baktın” diyen birinin cebinden ne çıkaracağı belli değil. Çocuğunu bakkala göndersen, sokağın başındaki zibidinin insafına kalmışsın. Bizimki artık panik atak değil, bildiğin tetikte olma hali. Bu ülkede dolandırılmadan bir günü devirmek, inanın bana Louvre Müzesi’nde sergilenecek kadar büyük bir sanat eseri.
Geçenlerde internette bir Güney İtalya – Sicilya turuna denk geldim. İstanbul kalkışlı, Selanik üzerinden feribotla mis gibi rota… Fiyat da o kadar makul ki, “Hadi” dedim, “Mesut, bu sefer tadını çıkar.” Aradım, karşımdaki genç arkadaş nasıl tatlı dilli, nasıl hoş sohbet… İki dakikada olduk mu “Mesut Abi”. Hemen “Abi sana son iki yer kalmış, gezginsin diye %10 da benden,” deyince bir durdum.
Telefonu kapattım, içimdeki o meşhur “hayatta kalma sensörü” ötmeye başladı. Sayfaya bakıyorum, uyduruk bir ilan. Adres yok, e-posta yok, sadece o “canım kardeşim”in telefonu. Bu arada telefonum durmuyor, üç kere daha aradı. Sonuncusunda açtım:
— “Güzel kardeşim, ben şimdi Kadıköy Evlendirme Dairesi’nin oradayım (malum, tur şirketlerinin kalbi orasıdır), konum at hemen geleyim, ödemeyi elden yapıp makbuzumu alayım,” dedim.
Çıt… Ses kesildi. Telefon suratıma “çat” diye kapandı.
Şimdilik bu dolandırıcılıktan da sıyırdık çok şükür. Ama bitiyor mu? Bitmiyor. Her gün yeni bir senaryo, yeni bir numara… Biz de her gün yeni bir refleks geliştiriyoruz.
Yani demem o ki; eğer bugün başınıza bir iş gelmediyse, birileri cebinize elini atmadıysa ya da yediğiniz peynir gerçekten peynirse, o günü “milli bayram” tadında kutlayın. Çünkü bu ülkede normal kalmak için, biraz “kafayı yemiş” olmak şart!
Sağlıcakla kalın.


Sayın NÖBETCİGİL Günaydın. Sizin yazılarınızı, yorumlarınız salt felsefe değil hayat dersi. Yazınızı okumadığım gün bir boşluk hissediyorum, geçekten. Hayatı bize tekrar tekrar gösteriyorsunuz. İyi ki varsınız
Yine çok güzel bir uyarı. Ama geç kaldım okumaya.Bende kışın ortasında köylü sepetinin içinde taze köy domatesi aldım.Ama teyzecik yaşlı ve oturduğu yerden zor kalkıyordu .Tamamen duygu sömürüsü
İşte tecrübe bu olsa gerek 👏
Güzel bir konu.
Yaşadığımız olumsuzlukları dile getirip tedbir almamıza olanak sağlıyor.
Teşekkür ederim.