Pazartesi, 17 Ağustos 2026 17.08.2026
18°C
USD 47,90
EUR 55,55
Altın 6.799
Benzin 85,21
Dizel 80,04

Sevgiliye Mektup

NULL

Teknolojinin insana kazandırdıklarını ve insanın bünyesinde ortaya çıkardığı huyları reddetmek ne mümkün. Ben de bir faniydim, sen de bir tık uzaklığımdaydın, stalkladım seni sevgilim. Stalkladım ve düşündüm. Bu mektubun meydana gelişi, işte budur bilmek istersen. Gördüklerimi yazıya döktüm.

Açtım ve baktım, “adsl bedava” diyerek profile. Açıklama kısmında kendinde gezgin diye bahsetmişsin. Gerçekten de ne çok gezmiş, ne görmüşsün. Ne lokantalara girmiş, neleri yemiş-içmişsin. Fotoğrafını çekerken, umarım soğutmamışsın. Kah bir türk kahvesi yudumlamış fincanı kapatmış, kah ismi zikredilse futbolcu sanabileceğim, içmeye lüzum görmediğim için ismini dimağıma hamallık yaptırmadığım kahvelerin tadına bakmışsın.

Baristalar espresso köpüğüne, gülen surat çizmiş de servis etmiş önüne. Bir gülen surat, aman tanrım seni ne mutlu etmiş. Mutluluğu alabildiğince paylaşmak ve çoğaltmak için, fotoğrafın altına bir ordu etiket eklemişsin. Mutluluk ve sosyalleşme yolunda her biri birer nefer etiket ordusu.

Kahvenin köpüğü gülüyordu evet. Bu ülkede köpük ve kaymak tabakanın yüzü gülüyor desem, mektuba siyaset bulaştırmış olur muyum? Haklısın. İyi başlamıştım aslında. İlk üç paragrafta ben de severek yazmıştım yazıyı.

Bu satırları yazarken, açık televizyon ekranında Başbakan Binali Yıldırım belirmişti. Binali Yıldırım; tesadüfe bak o da gülüyordu. Amerika gezisinde bir parkta yürüyüşe çıkmış, bankta poz veriyordu. Siyah beresinin altında gülen yüzü, siyah bir mont üzerinde. Montun üzerindeki çizgiler miting meydanlarındaki ekose ceketleri hatırlatmakta. Belki de bu mont Yıldırım’ın deplasman forması.  Umarız içerdeki maç öncesi, tur için avantajlı skorla yurda dönecek kendisi.

Üzerinde mont olsa da, paylaşılan fotoğraflardan anlaşılana göre güneşli bir gün. Klasikleşmiş sonbahar haberlerinin haber spotunu kullanırsak, “Başbakan adeta bahardan kalan bir günün tadını çıkarmakta.”

Güneş demişken aklıma geldi.  Yakın zamanda İyi Parti kuruldu. “Bu sene de iyi parti yaptı ne bereketli seneydi” manasında değil, baya İyi Parti kuruldu. Adı İyi. Senin Balat’tan fotoğraf paylaştığın günlere denk geliyor. Kimisi büyük beklenti içinde, kimisi “iyidir, hoştur ama banane” tavrıyla yaklaşıyor henüz.

Bu isim hakkında yapılacak ne çok şaka var aslında ama bütün muhalif sesler, politikalar böyle zordayken, bunu yapmak şımarıklık gibi geliyor. Partinin kurucu genel başkanı Meral Akşener’in bir önceki partisinin kurultayının yapılacağı mekana girememesini hatırlayınca insan ister istemez susuyor. 

İyi Parti ismi bana Genç Parti’yi hatırlatıyor. Genç Parti Cem Uzan’ı. Cem Uzan ise o adını veremeyeceğim cipsleri ve o zamanki Star Gazetesi’ni. Fotoğrafı bol, yazısı az gazete. Düşün daha internet sitesinden haber okumak diye bir şeyin hayali kuran bile yoktur. Kağıda basılı internet sitesi. Sahi ne oldu o Genç Parti’ye?

Partilerimiz giderek insani vasıflarla anılır olmaya başladılar. İyi Parti, genç olan parti, belki kibirli… Derken güçlü parti, hayalci, korkak, sakar, şakacı. Bir gün gelecek, oy pusulasını elimize aldığımızda şirinler kasabasıyla karşılaşacağız. Şirin Baba ulusa seslenecek kim bilir. Çizgi filmin girişindeki uyarı anımsatmak lazım: İyi bir çocuk olursak, biz de şirinleri görebiliriz. Aman gargamel duymasın.

Mektubu siyaset ile bulandırdığım için konuyu şirinlere kadar getirdim. Belki bu dikkatini mektupta toplamanı sağlar tekrar. Çünkü profiline bakacak olursak, şirin ve tatlı-sevecen şeyler senden sorulur.

Yeni kurulan partinin tabelasında yazılanla, halkın bir bölümünün parti hakkındaki fikri aynı olmalı ki açıklanan anketler, hatrı sayılır bir teveccühün partiye yöneldiğini işaret ediyor.  Bu anket haberlerinin üzerinden bir snap’lik (history,hikaye) zaman geçmemişti ki Devlet Bahçeli seçim barajının düşürülmesi gerektiğini söyledi.

Evet sen de biliyorsun ki (biliyorsun değil mi?) seçim barajı çok yüksektir ülkemizde. Yüksektir çünkü demokrasiyi çocukların uzanamayacağı yerde tutmak lazım gelir. Doz aşımı zehirler bünyeleri sonra.

Seni izlemek için profiline girmiş, sana seni anlatmak için elime kalem almıştım ama başaramadım sevgilim. Resimler, karıştırdıkça bambaşka şeyleri çağrıştırıyor, tutamıyorum zihnimi. Sen de kabul edersin ki her gün yeni bir meseleye uyanıyoruz, her şey birbirine karıştı. Her gün yeni bir mesele ile uyansak da, gece tekrar üzerine yatıyoruz o ayrı.

Bu neden ile, “bana her şey seni hatırlatıyor” diyemiyorum. Aksine senden tüme varıyorum sevgilim. Bak şimdi okuduğun mısranın geçtiği şarkıyı kimin söylediğini hatırlarsan, ne demek istediğimi anlarsın biraz.

Kızma bana o yüzden. Sen bir perşembe günü, tbt etiketiyle “Burj Khalifa” önünde çektirdiğin fotoğrafı paylaşsan benim aklıma Katar ile diğer körfez ülkelerinin arasındaki savaş gelir. Trump’ın sanki bir çerçi gibi gezerek, araplara sattığı silahlar için yaptığı anlaşmalar da. Sen yel değirmeni mahallesinden konum atarsın, ben değirmenden meseleyi una getirir, undan buğdaya yürürüm. Bir bakmışsın “biz niye buğday ithal ediyoruz?” sorusunu da sormuşum.

Galiba bu stalk olayı bana göre değil sevgilim. Her açtığım fotoğrafından başka bir meseleyi hatırlar oldum ben. “Ne dediğini anlamıyorum” dediğini duyar gibiyim.

Haluk Levent’in eski bir şarkısıyla bitireyim: “Beni biraz anlasana.”

Yorum yazın

Kocaeli Çınar sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin