Pazartesi, 24 Ağustos 2026 24.08.2026
19°C
USD 47,97
EUR 56,12
Altın 7.177
Benzin 88,27
Dizel 83,00

Zamanla Barışmak…

Zamanla Barışmak…
Sesli özeti dinle

Sessiz sedasız, kendi halinde yaşayan bir komşum var. Sessiz sedasız derken, komşuma ses olan hay canları var. Pek çok kediye ve bir kaç köpeğe bakıyor. Her akşam ve her sabah, aynı saatlerde elinde bir poşet, peşinde kedileri ve köpekleri, adeta bir geçit törenindeymiş gibi yürüyorlar.

Bir de zaman zaman ilgilendiği dört- beş yaşlarındaki torununa havuzda ve parkta eşlik ediyor.

Sessizce…

Pazartesi ve Cuma günleri, bir eliyle pazar arabasını çekerken, diğer elinde poşet, rast geleceği hay canlar için düşer yollara…

Komşu kadınların her gün düzenli olarak toplanıp uzun uzun zamanlar geçirdikleri ortamlarda da bulunmaz hiç.

Gözü kulağı hay canlarında, yaşar gider öylece; sakin ve sessizce…

Ben çoğu kez özenirim komşuma.

Pek çok insan, tek başına ve telaşsız, sessiz sedasız yaşayan benzer insanların hayatı boş yaşayarak, zamanı öldürdüğünü düşünür.

Evde tek başına kendileriyle baş başa kalamayıp, her gün yinelenen boş konuşmaların ortasında zaman geçirerek, zamanı öldürmektir belki de boş hayatlar…

Oysa hayat, kendi içimize doğru yapabildiğimiz kadarıyla, göz açıp kapayıncaya kadar geçen bir yolculuk…

Çocukluk ve ilk gençlik çağlarımızda, çok uzun bir yaşamın bizi kucaklayacağına inanırdık. Biz onu tükettiğimizi sanırken, onun bizi tükettiğini fark ettiğimizde çok geç oluyor.

Sonrasında da “Şunun şurasında daha ne kadar yaşayacağım ki?” söylemini sıkça duymaya başlıyoruz. Bunu dillendirmekten çekinenler olsa da zaman zaman duyumsadıklarını düşünüyorum.

Hızlı yaşamak iyi bir şeymiş gibi anlatıldı hep.

“Hızlı yaşa, genç öl, cesedin yakışıklı olsun,” deyimini çok duyardık. Şimdilerde ne yazık ki hızlı yaşamaya zamanları bile kalmadan genç ölüyor insanlar!

Teknolojik gelişmelerin ve kapitalist sistemin dayattığı hız çılgınlığı, zaman içinde gittikçe büyümeye devam etmekte.

Her eylemi daha kısa zamanda tamamlamanın, sürekli üretken olma gereğinin insan doğasına aykırı olduğunu düşünüyorum.

Zihinsel zaman hızlanırken, duyguların zamanı kendi yavaş ritmiyle ilerlediğinde ve zaman içinde aradaki boşluk büyüdüğünde; huzursuzluk ve tükenmişlik sendromu gibi yorucu sorunlarla karşılaşıyoruz.

Kendi tempomuzu içimizin sesini dinleyerek bulabilmek ne güzeldir oysa. Telaşsız, sakin…

Ne güzeldir “Yavaş Şehir”ler…

“Her şey çok hızlı gerçekleştiğinde, kimse hiçbir şeyden emin olamaz, kendinden bile,” der Milan Kundera.

Toplumumuzda “düşünmek” üzerine kodlandığımız pek çok yanlış deyim var. “Düşünüyorum öyleyse varım,” diyen bir kültürün karşısında gömleğin ilk düğmesi en baştan yanlış iliklenmiş gibi…

“Zamanı öldürmek” deyimi de öyle.

Oysaki daha hızlı yaşadığımızda zaman ölmüyor. Hızlandıkça o bizi daha hızlı öldürüyor. Biz vaktimizi kötü kullandıkça, vakit de bizi kötü kullanıyor.

Zamanla zamana yeniliyoruz.

Zamanı öldürmek yerine, önemli olan zamanı yaşatmaktır belki de.

Yorum yazın

Kocaeli Çınar sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin