Hayat, ucu bucağı görünmeyen bir yolculuk gibi gelse de aslında biriktirdiğimiz “sonlar” toplamından ibaret. Ama işin en tuhaf yanı ne biliyor musun? Çoğu zaman bir şeyi son kez yaptığımızın asla farkına varmıyoruz.
Düşünsenize; bir arkadaşınızla her zamanki gibi görüşüyor, vedalaşırken sıradan bir şekilde sarılıyorsunuz. Oysa o sarılmanın bir final olduğundan, yollarınızın bir daha hiç kesişmeyeceğinden habersizsiniz. Ya da çocukluğunuzun o tozlu sokaklarında son kez saklambaç oynayıp eve dönüyorsunuz. Kan ter içinde akşam yemeğine otururken, o günün sokağa ve oyuna vedanız olduğunu bilmiyorsunuz.
Walkman’den Şekerli Çaya: Sessiz Vedalar
Eskiden hepimizin elinde bir Walkman vardı; kasetlerin o kendine has kokusu, kalemle geri sardığımız bantlar… Sonra bir gün, bir yerde o kulaklığı son kez taktık. Hangi gündü, saat kaçtı? Hiçbirimiz hatırlamıyoruz. Tıpkı benim çayı son kez şekerli içtiğim o meçhul gün gibi. Bir alışkanlık, bir daha dönmemek üzere hayatımızdan çıkıp gidiyor ama biz o anın “son” olduğunu bilmediğimiz için sıradanlığına kapılıp geçiyoruz.
İnsan bazen “Bilseydim, doya doya yaşardım,” diyor. Son olduğunu bilsek, o arkadaşımıza daha sıkı sarılmaz mıydık? O sokak oyununun bitmemesi için güneşi batırmaz mıydık?
Belki de Şimdi, Şu An…
Aslında bu belirsizlik, hayatın bize sunduğu gizli bir lütuf belki de. Her veda bir “son” etiketiyle gelseydi, o anın ağırlığı altında ezilirdik. Ama yine de bu düşünce, insanı çok başka bir noktaya, *”an”*ın kıymetine götürüyor.
Belki şu an bu yazıyı okuduğunuz yer, bir daha hiç uğramayacağınız bir köşe. Belki önünüzdeki manzara, bu açıyla göreceğiniz son kare. Hayatımızdan sessizce gidenler, bir daha çalmayacak şarkılar ve hiç görüşülmeyecek dostlar… Hepsi bir gün “son kez” yaşandı.
Soru şu: Eğer her şeyin bir sonu varsa ve biz o sonu asla bilemeyeceksek, yapmamız gereken tek şey elimizdeki anın tadını, sanki gerçekten sonmuş gibi çıkarmak değil mi?
Şimdi elinizdeki çaydan bir yudum alın, yanınızdakine bir kez daha bakın ve bu anın benzersizliğini kutlayın. Çünkü yarın, bugünün “hiç bilinmeyen sonu” olabilir.
Kim bilir, belki de bu, hayat üzerine düşündüğün en özel “son” yazı olmayacak, aksine yeni farkındalıkların başlangıcı olacaktır!
Belki de…
Sağlıcakla kalın.
Kavurmanız lokum gibi yumuşacık, baklavanız kıyır kıyır, çayınızın demi tam kıvamında olsun! Et kokulu, bol neşeli ve sevdiklerinizle ağız tadınızın hiç bozulmayacağı musmutlu bir Kurban Bayramı dilerim. Bayramınız mübarek olsun!

