Otobüsle çıktığımız Washington turunda, Amerika’nın kurucu başkanlarının anıtlarından Kennedy’nin hiç sönmeyen ateşine kadar her durak, ayrı bir hikâye fısıldıyordu.
Şehrin en etkileyici noktası ise bir tepenin üzerinde, mermer bir blok üzerine kazınmış şehir planıydı. Bu taşın altına bir kılıç kabartması yerleştirip, şehri asla rant uğruna bozmayacaklarına dair adeta ant içmişler. Bu sadakat anlayışı karşısında insan düşünmeden edemiyor: Bizim şehirleşme pratiğimizle ne kadar da zıt bir yaklaşım! Belki de bu nedenle Washington DC’de hiç gökdelen yoktur.
Hemen ileride, Vietnam Savaşı’nda yitip gidenlerin isimleriyle dolu o uçsuz bucaksız kara duvar, savaşın soğuk yüzünü hatırlatırken; Parlamento binasının merdivenlerinde “Vietnam’da savaştım, açım” yazılı karton tutan adam, görkemli yapıların gölgesindeki toplumsal ironiyi yüzümüze çarpıyordu.
ABD Kongre Binası Kubbesindeki Özgürlük Heykeli’nin Hikâyesi
Amerika Birleşik Devletleri Kongre Binası’nın (Capitol) silüetini tamamlayan en önemli parça, kubbenin en tepesinde vakurla duran Özgürlük Heykeli’dir. Ancak bu heykelin oraya yerleştirilme süreci, hem mimari bir başarı hem de dönemin siyasi çatışmalarının bir yansımasıdır.
Tasarım ve Sembolizm Krizi
Heykel, 1850’li yıllarda heykeltıraş Thomas Crawford tarafından tasarlandı. Crawford’ın ilk çizimlerinde figürün başında, özgürleştirilmiş köleleri simgeleyen ve antik Roma’da “Phrygian” (Frigya) şapkası olarak bilinen bir özgürlük şapkası bulunuyordu. Ancak bu detay, dönemin Savaş Bakanı ve daha sonra Konfederasyon Başkanı olacak olan Jefferson Davis’in sert itirazıyla karşılaştı. Köleliğin devam ettiği bir dönemde özgürleşme sembollerine karşı çıkan Davis’in baskısı sonucunda, heykelin başındaki şapka bir Roma miğferiyle değiştirildi.
Savaşın Gölgesinde Yükselen Birlik
Amerikan İç Savaşı başladığında, Kongre Binası’nın dökme demirden yapılan yeni kubbesi henüz tamamlanmamış, iskelelerle çevrili bir haldeydi. Savaşın yarattığı maddi ve manevi zorluklara rağmen Başkan Abraham Lincoln, kubbenin tamamlanması konusunda ısrar etti. Lincoln, bu inşaatı “ulusal birliğin sarsılmaz bir sembolü” olarak görüyordu.
İronik Bir Gerçek ve Yön Tartışması
1863 tarihinde, yaklaşık 6 metre yüksekliğindeki bronz heykel nihayet kubbenin en üst noktasına yerleştirildi. Heykelin hikâyesindeki en çarpıcı ve ironik detay ise yıllar sonra, 2000 yılında ortaya çıkan kayıtlarla anlaşıldı: Özgürlüğü temsil eden bu devasa heykelin döküm işlemlerinde bizzat köle işçiler çalışmış ve heykelin oraya dikilmesini sağlayan teknik yöntemleri yine bir köle geliştirmişti.
Ayrıca rehberimizin anlatımına göre, heykelin yüzünün hangi yöne bakacağı da büyük bir tartışma konusu olmuş. Bu meseleyi ilginç bir yöntemle çözmüşler: Heykelin bir yıl batıya, ertesi yıl doğuya bakacak şekilde yönü değiştirilerek taraflar arasındaki denge sağlanmış.
Siyasi Zekâ ve Turistik İlgi
Parlamento binasının içindeki o kutsal atmosfer, doğal ışık oyunlarıyla birleşince insanda bir tapınak hissi uyandırıyor. Ancak bu estetiğin ardında keskin bir siyasi zekâ yatıyor; zamanında muhalefetin toplantı odalarını dinlemek için öyle bir akustik sistem inşa edilmiş ki, en kısık sesli konuşmalar bile bugün hâlâ canlı bir sunumla ziyaretçilere dinletilebiliyor.
Beyaz Saray’ın önündeki fıskiyeli havuzun etrafında, Oval Ofis’in uzağında bile olsa bir tur atabilmek için saatlerce bekleyen turist kuyrukları, Amerika’nın her merakı nasıl bir “fırsata” çevirdiğinin en somut kanıtıydı. Öğle yemeğimizi yediğimiz, Beyaz Saray’a yalnızca iki yüz metre mesafedeki tarihi restoranda ise “duvarların dili olsa da yapılan gizli pazarlıkları ve siyasi kulisleri anlatsa” diye düşündük.
Bir Zaman Tüneli: Müzeler Bölgesi
Turun son durağı olan müzeler bölgesi, adeta bir zaman tüneli gibiydi. Ulusal Havacılık ve Uzay Müzesi’nde Apollo araçlarını ve ay taşlarını incelerken, yan binadaki devasa dinozor iskeletleri ve mamut kemikleri insanı büyülemeye yetiyordu. Fotoğraf yasağına rağmen, o meşhur “pes etmez” ruhumla deklanşöre birkaç kez bastım; ancak teknoloji benden daha kurnaz çıktı. Çektiğim fotoğraflara baktığımda dinozorlar sanki yerinde yoktu; boş camekânlarla baş başa kalmıştım.
Her köşesinde ücretsiz ulaşılabilen devasa bir kültür hazinesi sunan bu şehir,
o gün Honduraslılar Günü yürüyüşüyle canlanan caddelerin ardından bizi yorgun ama zihni açılmış bir şekilde otelimize uğurladı.
Sağlıcakla kalın.


Teşekkür ediyorum saygın dost; bizi Washington’da gezdirdiğiniz için👏Güzel bir gezi yazısı olmuş, yorulmadan okudum ; duru sade akıcı bir anlatım…
Teşekkürler Mesut bey Washington a gitmiş kadar olduk 🙏
Sn. Nöbetçigil, doğal akıcı uslubunuz ile okurken sanki Washington u Sizin yanınızda dolaşmışım gibi hissettim. Sizi takip etmek zor bu seyahat anılarınız olmasa. Güle güle seyahat edin.
Sn.Orhan Sönmez’in dediği gibi; birlikte gezdik gittiğin yerleri.
İyi geldi.
Gezmeyi en iyi bilenlerdensin aziz dostum