Demokrasinin en önemli unsurlarından birisinin sivil toplum olduğu bilinen bir gerçek. Sivil toplumu zayıf olan bir ülkenin demokrasisinin güçlü olduğunu söyleyemeyiz. Sivil toplum, siyaset üstü bir yapıdır ve ülke sorunlarına doğrudan çözüm üretme mekanizmasıdır. Gerektiğinde sağduyulu hamlelerle siyasete yön vermelidir.
***
***
Amaçlarını gerçekleştirmeye çalışırken yıkıcı değil, yapıcı bir yöntem izleyen ideolojik kuruluşlar ülke demokrasisine güç katar. Eleştirilmesi gereken husus ideolojik programı olan düşünce kuruluşları değildir. Eleştirilmesi gereken husus ideolojik güdülerle hareket etmemesi gereken kurumların siyasallaşmasıdır.
Söz gelimi, demokrasisi gelişmemiş ülkelerde mesleki kuruluşlar, sendikalar, hemşehri dernekleri ve hatta sanat kuruluşları ideolojik güdülerle ayrışmıştır. Ülke demokrasisi adına son derece trajik olan bu durum, çoğu kesim tarafından artık normal karşılanır olmuştur.
***
Demokrasinin içselleşmediği, siyasi çekişmenin ülke refahının önüne geçtiği bir ülkede sağcıların mesleki kuruluşlarıyla solcularınki farklıdır. Mesleklerini ileri taşımak ve mesleki haklarını korumak için kurulan kurumlar, ideolojik ayrışma nedeniyle klikleşir ve kuruluş amacına hizmet etmek yerine ideolojik bir yapıya dönüşür.
Aynı durum işçileri temsil etmesi gereken kurumlar için de geçerlidir, hemşehri dernekleri için de. Yazılı programına ve kuruluş hedeflerine bağlı kalmayan kurumlar, partisel siyasetin arka bahçesi olmaya mahkumdur.
***
Sivil toplumdaki ayrışmanın en çarpıcı örneklerinden birisi de hiç şüphesiz sanat kuruluşlarındaki ayrışmadır. Siyasetin asla girmemesi gereken bir yer olan sanat kuruluşlarının siyasi güdülerle ayrışması son derece gariptir. Solcuların sanat kuruluşlarıyla sağcıların sanat kuruluşları farklıdır. Evrenselliğin, sevginin, hoşgörünün, duygunun, duyarlılığın, estetiğin ve paylaşımın ön planda olması gereken sanatın sığ siyasi çekişmelerle lekelenmesi üzücüdür.
***
Bir ülkeyi güçlü kılacak şey birlik ve beraberliktir. Demokrasinin geliştiği ülkelerde birlik, gelişmediği ülkelerde kutuplaşma vardır.
Birlik ve beraberlik, herkesin aynı şeyi düşünmesi ve aynı yaşam tarzını benimsemesi demek değildir elbette. Tek tip insan üretmek anlamına gelmez. Aksine farklılıkları hoşgörü ile karşılamaktır.
Birlik ve beraberlik, farklılıklara saygı duymak ve bu farklılıkları zenginlik olarak görmekle mümkündür. Sevginin, saygının, hoşgörünün ve sağduyunun egemen olduğu bir toplum kutuplaşmaz; geleceğe güvenle bakar.

