Dini söylemlerle harmanlanmış siyasi söylemler sıkça kullanılıyor ülkemizde. Siyasilerin dini söylemleri sıkça kullanması ve dini değerleri topluma daha fazla kanıksatmaya çalışması bizi daha dindar mı yapıyor? Sanmıyorum. Ülkemizin içinde bulunduğu durum bunu doğrulamıyor.
Suç oranı oldukça yüksek. Cinayet, hırsızlık, dolandırıcılık, tevacüz, kadına şiddet… Dini söylemlerin bu kadar çok tekrarlandığı ve gittikçe muhafazakarlaşan bir ülkede suç oranının bu kadar artması fazlasıyla ilginç. Bu durumda karşımıza iki sonuç çıkıyor. Ya bu söylemleri kullanan insanlar samimiyetsiz, dindar olmayıp da dindar gibi görünüyorlar ya da dini söylem olarak bize sundukları şeyler gerçek dini değerleri yansıtmıyor. Tabii bir de üçüncü seçenek var: Her ikisi de…
Anadolu coğrafyası asırlar boyunca dini en doğru ve güzel şekilde yaşamış bir coğrafya. Son dönemlerde bize dayatılan dini söylemler ne İslam’ın özüne uygun ne de geleneksel Anadolu İslamiyeti’ne. Bizim inandığımız değerlerden çok Arap kültüründen gelen özellikleri barındırıyor. Baskıya ve korkuya dayanan bir anlayışı insanlara benimsetmeye çalışan bu söylemler İslam’ın özündeki ve geleneksel Anadolu İslamiyeti’ndeki sevgi, saygı ve hoşgörü anlayışına uymuyor. Bu durum toplumsal yapıda önemli etkilere neden oluyor.
Türkiye ateist ve deist sayısının en hızlı arttığı ülkelerden biri. Özellikle gençler arasında bu oran çok yüksek. Bunun nedeni yukarıda bahsettiğimiz konu. Bilhassa gençler yanlış söylemlerle ve eylemlerle anlatılan din yüzünden, dinden soğuyorlar. Gençlere dayatılan baskıya ve korkuya dayalı anlayış dinden uzaklaşmalarına neden oluyor. Son yıllarda artış gösteren, din ve tarih istismarı yaparak ekonomik ve siyasi rant elde etme vakaları da gençlerin dine bakışlarını olumsuz etkileyen faktörlerden biri.
Dini değerler özünden saptırılmadan, doğru bir şekilde gençlere anlatılırsa ancak dinden uzaklaşmalarının önüne geçilebilir. Fakat bu şekilde din üzerinden siyaset ve ticaret yapmaya devam edilirse bir taraftan muhafazakar görünen ama dinlerini samimi olarak yaşamayan insanların sayısı artar, diğer taraftan da ateist ve deist sayısı daha fazla yükselir.
Konuya objektif bir şekilde bakacak olursak herhangi bir dine inanmak ya da inanmamak kişinin kendi tercihidir. Bunu yargılamamak gerekir. Ama muhafazakarlığın bu kadar yükseldiği ve dini söylemlerin bu kadar arttığı bir dönemde hem suç oranının çok yüksek olmasının hem de ateist ve deist sayısındaki artışların gözden kaçmaması gerekiyor. Bu önemli bir sosyal gözlem.
Görünen o ki dini söylemlerin özünden saptırılarak yanlış bir şekilde kullanılması toplumda olumsuz bir etki yaratıyor. Bunu yapanlar da en büyük zararı dine veriyor.

