Uzun yıllar önceydi.
Ramazan ayı gelmişti.
Çalıştığım kurumda, oruç tutmadığı halde tutuyormuş gibi yapanlar…
Cuma namazına gitmek için adeta birbirleri ile yarışanlar…
Bu arada yöneticimiz, servisteki oruç tutan hanımlara sırayla her gün yarım gün izin veriyordu…
Bir gün bana, neden eve gitmediğimi sorunca, ben de oruç tutmadığım için gitmediğimi söyledim.
Bunun üzerine aramızda şöyle bir konuşma geçti:
-Nilgün Hanım, öyleyse bir gün benim için oruç tutar mısınız?
-Peki, siz benim için bir gün orucu bırakır mısınız?
Daha sonra servisteki arkadaşlarıma, dini inancımın olup olmadığını sormuş.
Konu çok tatsız bir yere gidiyordu ve çok canım sıkılmıştı…
Akşam olduğunda babam, ne olduğunu sordu, anlattım…
Ve o akşam bir daha bu konuyu hiç konuşmadık.
Bir gün sonra, masamın yanındaki sandalyeye oturan yöneticimiz:
-Nilgün Hanım, olmadı böyle, diyerek elindeki gazeteyi uzattı.
Köşe yazısı şu cümleyle başlıyordu:
Ramazan ayının gelmesiyle birlikte bazı yöneticiler personellerinin dini inançlarını araştırmaya
başladı.
Çok şaşırmıştım…
Çok kızgındı…
Yazıdan haberimin olmadığını söyledim.
Zaman içinde bana karşı dostça bir tutum sergiledi. Aramızda bir sorun olmadı.
Öteden bu yana var olan:
“Tuttu… Tutmadı… Tuttun… Tutmadın…” söylemleri hep vardır…
Bugün geldiğimiz yere bakıyorum da o günler masum kaldı gibi, masum çocukların yanında…
…
Şimdilerde bir de, kocaman kocaman insanları her nabza göre ayrı ayrı şerbet hazırlama telaşında
görüyoruz…
Ne kadar yorucu!
Sonrası, eğreti bir teyelleme…
…
Neyse, hikâyenin sonrasını da yazayım.
Birkaç yıl sonra yönetim değişti.
Bu kez oruç tutanlar, tutmamaya başladı.
Ben mi? oruç tutmaya başladım.
Kimsenin kimseye karışmadığı huzurlu bir ay olsun!

