Ben zamanı saymaktan, onu sürekli hesaplamaktan ve en nihayetinde o bitmek bilmeyen yarışı kazanıp zamanı yenmeye çalışmaktan çoktan vazgeçtim. Çünkü fark ettim ki insan, ancak kenara çekilmeyi bildiğinde zamanın o yakıcı, yıpratıcı ve dramatik etkisinden kurtulabiliyor. Hayatı bir sınav salonu gibi görmeyi bıraktığımdan beri, karşıma çıkan ve cevabını bilemediğim soruları hızla geçiyorum; arkama bakmadan, “Vaktim olursa geriye dönerim,” diyorum rahatlıkla.
Aslında zaman, ne ise o… Süresini bir türlü kestiremediğimiz, akıp giderken nasıl geçtiğini asla tam olarak anlayamadığımız mistik bir nehir bu. Bizler bu akıntıya yön veremiyor ya da onun hızını kendi arzumuza göre ayarlayamıyoruz. Dolayısıyla akışa direnmek, sadece ruhumuzu hırpalamaktan başka bir işe yaramıyor.
İşte bu yüzden ben artık o nehrin hızını ölçmekle, saniyelerin çetelesini tutmakla değil; elimdeki imkânlarla sadece ve sadece o nehrin içini güzelliklerle doldurmaya çalışmakla meşgulüm. Zamanı alt etmeye çalışmak yerine onunla barış imzalamayı seçtiğimden beri hayat, çok daha duru ve çok daha anlamlı akıyor.
Sağlıcakla kalın
ZAMANI OY, SESİNİ SAKLA
Zamanı oy, sesini sakla.. Unutulmasın
Tarih düşür her yazdığının altına
Aynaya bak, yüzünü göm.. Unutulmasın
Bir gün küllerin savrulur nasılsa.
Bence sen bir günlük tutmalısın
Solgun güller kurutarak yapraklarında
Yağmurda yürü, izini koru.. Unutulmasın
Toprağı eşeleyen çocukların avuçlarında.
Şimdi şehirlerin yalınkılıç yalnızlığındasın
Geçtiğin kırmızı, durduğun yeşil.. Unutulmasın
Dimdik önündesin bir fotoğraf karesinin
O fotoğrafta hiç sarı kullanılmasın.
İyi çocuk ol, acınla büyü.. Unutulmasın.
1988
Ahmet Erhan
( 1958 – 2013 )

