Siz hala tatil planı yapmadınız mı?
Yapmadıysanız, evde kendi planımızı beraber yapmaya ne dersiniz? Üstelik tarifler, bardakla-kaşıkla.
Son cümle bir televizyon çocuğunun reklam hafızasında kalmış bir dosyadan ibaret.
90’lı yıllarda, her şeyi ve yemek tarifi kitaplarını dahi kuponla verdiğini ilan eden gazete reklamlarından kalan bir cümle kalıbıdır.
***
Esas konumuza dönecek, dönebilecek olursak: şimdi küçük gezintiler yapmanın tam sırası.
Örneğin İstanbul gezintisi bunun için hayli uygun.
Çünkü kimsecikler, kışın ödemeye başladıkları otel odalarında klimanın altında yanan sırtlarını serinletmekle meşgulken, sokakları hayli boş İstanbul’un.
Kurtuluş’tan -şarkıcı olan- şarkının malum, sorulu girizgahını boşa yapmayın yani.
Ben söyleyeyim, İstanbul sokaklarını bunun için meşgul etmeyin. Herkesler tatilde.
Belki sevgiliniz bile.
***
Eğer tatilde değilse bile, son yağışlarla beraber, belki evi deniz görmemesine rağmen, hazır deniz ayağına gelmişken, hiç yok yere, nazlanarak ama biraz da istemem yan cebime koy dercesine, yüzerek şimdi Ege’nin bir koyunda kendini bulmuş olabilir.
Cümle biraz uzun oldu.
Ama yüzerek de hayli uzun, buradan en yakın Ege sahili.
Bu yolculuğa yakışan buydu.
***
Ha bu arada, İstanbul sokaklarına sevgilinizin nerede olduğunu sormamanız için bir başka sebep de şu; konuşsa bile sesini size nasıl duyurabilir ki?
Bir şeyler anlatsa bile neticesi köpük ve fokurdama olabilir.
Bir gün sel suyu ile kaplı İstanbul sokağı görürseniz, köpürüyorsa size bir şey anlatmaya çalışıyor olabilir.
İzmit sokağı mı?
Ona çok fazla bir şey sormayın.
O atara atar, gidere gider…
Hele ki sevgilinizi sormayın, madara olursunuz.
***
Sonuç olarak, tatilciler tatildeyken, sokaklarda son yağmur suyu ile iyice temizlendiyse, İstanbul’a gitmenin tam vaktidir. Müzeleri gezin, Galata Kulesi’nde Hezarfen’i, Kız Kulesi’nde neyi istiyorsanız onu düşleyin.
Oradan bir dolmuş ile köprüye çıkıp bir metrobüs bekleyin. Metrobüs’ten Zincirlikuyu’da inip, üst geçitten geçerken, aşağıdaki kalabalığa şöyle bir bakın.
Elinizde mikrofon varmış ve kendinizi popstar ya da seçim meydanlarını inleten parti lideri gibi düşleyin.
Öyle bir kalabalığı bir daha nerede bulabileceksiniz ayaklarınızın altında?
***
Fikir gemimizi gezmek ve tatil üzerinden yürüttük.
Görümcenizin gününe de gidebilirsiniz.
Taksim’e çıkıp, ki Taksim’i yerinde bulabilirseniz, ardından gördüğünüz manzaranın vahametini unutmak için Çiçek Pasajı’nda ayran içebilirsiniz.
İzin gününde sevgilinizle buluşabilirsiniz.
Ya da sevgiliniz yoktur, bir fatih gibi fethetmeye gidebilirsiniz.
***
Bütün bu yazdıklarımızdan sonra, geriye en önemli soru kalıyor: Nasıl?
Tren ile değil elbette.
Şu an Haydarpaşa’ya kadar uzandığınız tren hatları, hatıra.
Bundan dolayı hat numarası bir banknot ile adaş otobüslerle bu geziyi kotarabilirsiniz.
Yanınıza birkaç gazete, ilgi alanınıza göre kitap, hiç değilse susmayan bebek, çocukların kulakları tahriş etmemesi için ve kilitlenen trafiğe mukavemet gösterebilmek adına kulaklık alın.
Müzik dinlemeyi çok seviyor olmanız şart değil.
Maksat ruhen uzaklaşabilmek.
***
Çok fazla uğraşmayın desem de, gideceğiniz yere göre takıp takıştıracaksınız.
Süslenecek, en taze halinizle otobüsü bekleyeceksiniz.
Fakat yolculuğun sonuna doğru o tazelikten eser kalmayacak, hayata bakışınız bir Müslüm Gürses kıvamına gelmeden yolun sonu gelmeyecek.
Az önce adını andığım gibi, İzmit’in 200 numaralı Kartal hattı, bir bakıma Kocaeli’nin metrobüsüdür.
***
Hissedeceksiniz.
Tabii ki metobüsler yöre, yöre bazı farklılıklar gösterebilir, kendi şehrini yansıtır her metrobüs.
İzmir’de çekirdeğe çiğdem der gibi, İzmit’te metrobüse 200 deniliyor olabilir.
Sanıyorum bu kadarcık tatil yazısı sizi gezmeye teşvik etti.
Tatil ve tur acentelerinde önünüze denk gelen sehpanın üstündeki dergilerde böylesine ruhunuzu canlandıran gezi yazısı bulamazsınız.
Şimdiden iyi geziler, iyi yolculuklar.
İnince mesaj atın.

