Pazartesi, 28 Eylül 2026 28.09.2026
16°C
USD 48,88
EUR 55,69
Altın 6.550
Benzin 80,80
Dizel 93,80

Bizi (kim?) sevmiyor

NULL

Dış politikada yaşananlar, haber bültenlerinde ön sıralara yerleştiğinde, ülkenin diğer devletlerden biri ya da birkaçı ile diplomatik ilişkilerinin gerildiği anlarda, özellikle halk arasında bir argüman, bir muhabbetin en önemli, değişmez ve mutlak cümlesi haline gelir.  
Bu varsayım bazen “Kimse bizi sevmiyor”, bazen “Bizi istemezler ağbi” şeklinde vücut bulabiliyor. 
Yani biz gibi olmayan onlar hep ‘Türkiye karşıtı’dırlar.
***
Bu varsayımların atası ‘bizim bizden başka dostumuzun olmaması’ herhalde. 
Üstelik sadece halk arasındaki ‘mavra’larda meydana çıkan bir bakış açısı değil bu. 
Politikacılarımız bunu ima eder, ders kitaplarımızda bu argümanı inşa edebilecek zemin mevcuttur. 
***
Bizim bizden başka dostumuz yok teşhisini koyabilecek kadar yalnızsak ve bizi sevmeyenler olduğu hususunda mutabıksak, onların haricindeki bir arada yaşayan bizler; demek ki birbirimize ve yurdun toprağına sıkı sıkıya sarılmış olmalıyız. 
Tıpkı sosyal medyada sık paylaşılan, kuzuya sarılmış küçük çocuk gibi. Zaten bu ve buna benzer görseller böyle sık sık paylaşılıyorsa, sevmek ve sarılmak konusunda duyarlılıklarımız tam olmalı.
Acaba öyle mi?
***
Bundan yaklaşık bir ay önce açıklanan, İSİG (İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi) verilerine göre, OHAL sürecince 1963 işçi, iş cinayetlerinde hayatını kaybetmiş. 
Tam bu esnada, “Şimdi grev tehdidi olan yere biz OHAL’den istifadeyle anında müdahale ediyoruz. 
Diyoruz ki hayır, burada greve müsaade etmiyoruz, çünkü iş dünyamızı sarsamazsınız” açıklamasını da küçük bir ayrıntı olarak kaydetmek gerek.
Gazete sayfalarında denk gelebileceğimiz başka bir haberde, ‘Kadın Cinayetlerini Durduracağız’ isimli platformun raporundaki veriler göze çarpıyor. 
Haber çok taze. 
Ağustos ayı boyunca 27 kadın öldürülmüş. 
Çoğu şüpheli, failleri belli değil.
***
Tarımda çiftçinin üretebilme kapasitesini zorlayan vergiler üreteni zorlarken, bu yaz hayvancılık ve hububat ürünlerinde ithalatın önünü açan vergi indirimleriyle çokuluslu şirketler teşvik edildi. 
Ülke her gün gıda ürünlerinde daha fazla dışa bağımlı hale geliyor.
***
TÜİK’in Gelir ve Yaşam Koşulları adıyla yayınladığı geçen seneki araştırmasında, ülkemizde en zengin %20’nin, toplam gelirden aldığı pay %46’nın üstünde. 
Yine 2015’te yapılan başka bir araştırmanın istatistikleri ise %1’lik kesimin, toplam servetin %54’üne sahip olduğunu söylüyor.
Türk-İş’in mart ayındaki araştırmasına göre açlık sınırı bin 480 lira. Bununla beraber asgari ücretin çalışanın eline geçen miktarı bin 404 lira.
***
Bu yılın temmuz ayında 40 bin 465 trafik kazası gerçekleşmiş. Ülkemizde kimi insanlarımız için  ‘makas atmak’, hala ve bile bile vazgeçilmeyen eğlence türü. 
Karşı şeritten geleni radar var diye uyarmak ise, örf ve adetlerimiz kadar bizi yansıtan bir gelenek bu arada.
***
Geçtiğimiz ay, Gölcük Depremi’nin 18. yılı doldu. 
99 yılında yaşanan depremin ardından İstanbul’da acil eylem planı başlığı altında 493 toplanma alanı belirlendi. 
Bu alanların dörtte üçü ranta, imara açılarak ranta teslim edildi. 
Uzmanların uyardığı depremler olmasa da, gecekondulaşmanın üzerine kondurduğumuz rantsal dönüşüm sayesinde, çocuklarımızın sokak aralarında bile oyun oynama şansları yok. 
Çünkü apartmanlarımızın planlarında otopark bulunmadığı için, bütün sokaklar otomobiller tarafından işgal edilmiş durumda.
***
Almanya, ülkedeki nükleer santralleri 2022 yılına kadar kapatmayı planlarken, Türkiye 1986 yılında Çernobil’de yaşanan facianın etkisini tartışmadan, Mersin Akkuyu’da nükleer inşaatını sürdürüyor. Almanya’nın 2022’ye kadar kapatmayı planladığı santralleri, 2023 yılında açacağını duyurdu yetkililerimiz.
Mersin’de bir panelde konuşmaya gelen fizikçi ve Rus aktivist Andrey Ozharovsky, Rusya ile Türkiye arasında yapılan anlaşmada atıklara dair bir madde olmadığını söylemişti. 
Normalde bu gibi durumlarda, atıklara dair plan da baştan belirlenirmiş.
***
Mustafa Kemal Atatürk’ün talimatıyla 1925 yılında kurulan orman çiftliğinin bir bölümü elçilik binası yapılması için ABD’ye satıldı. 
Satış protokolü talebi, yetkililer tarafından ticari sır denilerek reddedildi.
Bahis konusu yaptığım yurt haberlerinden belki de en tazesi bu haber. Bugün bu satışın gerçekleşmesini protesto eden göstericilere polis biber gazı ve kalkanlarla engel oldu.
***
Sanıyorum örnekler çoğaltılabilir. 
Ancak bunları bir araya toplayabilmek bir hayli güç. 
Hem yazmak hem de internet ortamında okutabilmek. 
Yazıda örnek verdiğim ve yazıya ekleyemediğim haberler, ilk bakışta birbirinden ilgisiz durabilir okuyana. 
Bütün bu haberler, bizi kimsenin sevmediği, dost olmadığı varsayımının işlendiği her yerde, birbiriyle ilintili geliyor. 
Bu varsayımdan sonra, bütün bu haberler aynı soruları sordurmakta.
***
Sevilmediğimize bu kadar inanıyorken, yalnız ve dostsuz olduğumuzu zannediyorken; yurdun insanına, değerlerine, coğrafyasına ve tarihine bu kadar çabuk, düşünmeden kıyabiliyor olmak, bir lüks değil mi?
Bu yurda, insanına yani aslında toprağına ve birbirine bu kadar kolay kıyabilmeyi savunan insanlardan hiçbirinin “bizi istemiyorlar” söylemini de inandırıcı bulmuyorum.
Ana mesele, bizi kimin sevip sevmediğinden ziyade biz birbirimizi seviyor muyuz olmalı. 
Şu yukarıdaki haberlere bakacak olursak, bizi istemeyen kim?