Çarşamba, 30 Eylül 2026 30.09.2026
14°C
USD 49,00
EUR 55,61
Altın 6.589
Benzin 80,80
Dizel 93,80

Çekmeceler

Yaşamımız boyunca kim bilir ne kadar çok çekmece açıp kapıyoruz…

Çekmeceler

Henüz küçük bir çocukken merak duygusuyla karıştırdığımız çekmeceler…

Kimseler görmesin, okumasın diye kat kat giysilerin arasına katlayıp koyduğumuz aşk
mektuplarının, notların ve fotoğrafların sırlarına ortak olan çekmeceler…

Kadınların, kocalarının pazar alışverişi için verdiği paraları artırarak sakladıkları ürkek
çekmeceler…

Yıpranmış çarşafları, havluları kullanıp, misafir için saklanan yeni çarşafların, havluların
olduğu sabun kokulu çekmeceler…

Çeyizlerin saklandığı umut dolu, naftalin kokulu çekmeceler…

Bir gün gerekir düşüncesiyle elimize geçeni koyduğumuz ıvır zıvırla dolu çekmeceler…

Neşeli ve hüzünlü anılarımızı saklayan, göz göze geldiğimiz her fotoğrafla bir duygudan bir
duyguya yolculuk yaparken yorgun düştüğümüz fotoğraf çekmeceleri…

En zoru da onlar!

O anda asla bakamayız, yakamayız, atamayız, saklayamayız…

Tam da bu yazıyı yazarken, sevdiğim, yakın bir arkadaşımı kaybettiğimizi öğrendim… Ben
şimdi nasıl açıp bakabilirim fotoğraf çekmecesini?..

Günün sekiz saati o neşeli, o güzel, o zorlu günleri paylaştığımız sevgili arkadaşım taze bir
acıyla sol yanımda benimleyken…

Nasıl?..

Sanırım çekmeceler, yaşamımda önemli bir yer tutuyor.

Öykülerimde ve yazılarımda çekmecelerden çokça bahsettiğimi fark ettim.

Dört yıl kadar önce Seçkin Zengin’in hazırladığı “Şeytan Diyor Ki” adlı kolektif bir kitapta yer
almıştım.

Orada da kalbinin tozlu raflarında kaldığını düşündüğü eski aşkı, çekmecede karşısına çıkan
solmaya yüz tutmuş bir fotoğrafla karşısına çıkar genç adamın…

Düş içinde düşlerden geçer. Ve hiç düşünmeden, “şeytan diyor ki” diyerek yollara düşer…
…
Eskiden evlerimizde singer marka dikiş makineleri vardı. Annelerimiz ayaklarını makinenin o
ağır, siyah, demirden pedalına koyarak beşik sallar gibi hareket ederlerdi… O sırada ben de
gemi dümenine benzettiğim yuvarlak demir kasnağı çevirmeyi çok severdim…

Eskiden bu yana eskiye ait olan her şeyi seviyorum. Yıllar önce annem, elden çıkarmayı
düşündüğü bakır güğümü, ilk maaşıyla aldığı çok eski bir minik sandığı ve çocukluğumuzun
radyosunu bana vermişti.

Annemiz gittikten sonra şimdilerde antika olan singer dikiş makinesini de ben aldım. Üzerine
annemin kullandığı bir örtü örttüm. Aylardır gözümün içine bakan iki çekmecesini açmaya
cesaret edememiştim…

Sonunda geçen gün açtım.

Nivea marka krem kutusunun içindeki firar etmiş düğmeler, kurdeleler, lastikler, mezuralar,
makaralar…

Örnek çıkarılmış dantelden motifler…

Ve…

Nasıl ağlıyorum!..

Eşim geldi, açık çekmecelere baktı, baktı…

Sonra bana baktı, baktı…

Sanırım çekmeceler, yaşamımda önemli bir yer tutuyor.

Hatta aramızda gizli bir duygu bağı da var…