Cumartesi, 10 Ekim 2026 10.10.2026
26°C
USD 49,22
EUR 55,21
Altın 6.645
Benzin 84,20
Dizel 96,90

Kırk yıl önce kırk yıl sonra…

Kırk yıl önce kırk yıl sonra…

Tam kırk yıl önceydi…
Ağır bir yük gemisi -öyle ağır ağır da değil- bir anda gelip, tüm yükünü boşaltıp gitmişti…
Altından kalkabilmek için güçlükle de olsa çabalıyordum.

Kırk yıl önceydi…
Ailem kadar yanımda olan çok sevdiğim dostlarım vardı. O yıllarda üniversitede öğretim görevlisi olan daha sonra kaybettiğimiz çok sevdiğimiz bir arkadaşımız vardı. Eşi de kendisi gibi Antalyalı’ydı. Bir gün, “Seni Kaş’a gönderelim. İyi gelir.” dedi. Babam da destekleyince ortak bir arkadaşımızla düştük yollara…
Sevgili arkadaşımız, bizi bir yakınının ev pansiyonuna gönderdi. O yıllarda iki genç kadının tatile çıkması çok alışıldık bir durum değildi.

Kırk yıl önceydi…
O yıllarda yeni yeni keşfedilmeye başlanan sakin, sessiz, el değmemiş bir sahil kasabasıydı Kaş.
Büyük oteller, lüks restoranlar yoktu.
Sokaklarda rahatça yürünebiliyordu.
Dağ taş betonlaşmamıştı.
Tekne turuna çıktığımızda Kekova’ya yaklaşırken, burnumuza nefis bir kek kokusu geldiğinde şaşırmıştık. Meğerse kaptanın eşi, Kekova’ya özel kek yaparmış konuklara, her turda.
Tadı damağımdadır hâlâ.

Kırk yıl sonra…

Eşimle Kaş’tayız. On iki saat süren zorlu bir otobüs yolculuğundan mıdır nedir, bilemedim önce. Kaş, hiç Kaş gibi değil!
Sonra dedim; Nilgün, kırk günde bile değişiyor her şey…
Kırk gün önce gördüğün kişinin eli yüzü kaşı gözü değişmiş…
Kırk gün gitmesem çarşı değişmiş…
Kırk saate varmadan bir yenide bir eskide, bir orada bir burada insanlar…

Kırk yıl sonra mı açar İzmir’de çiçekler!
Kırk saatte varmadan gündem değişmiş…
Kırk yıl!
Söylerken kolay, yaşarken zor.
Tam kırk yıl…

Kaldığımız pansiyon konum olarak kalınabilecek en güzel yerlerden biri.
Balkonumuzun sağında asma, solunda begonviller.
Karşımızda adalar.
O güzelim deniz, neredeyse konuklara özel.
Cıvıl cıvıl bir Kaş.
Antik Tiyatro aslına uygun restore edilmemiş olsa da, her ülkeden insanlarla birlikte gitar eşliğinde güneşi evine uğurlamak çok keyifliydi.
Kekova’ya girerken yine kek yapılıyor mu, bilmem. İlk iki gün dışında yedi günün her günü yağmurluydu.
Ama yine de güzeldi…

Şimdi siz bu yazıyı okurken sevgili köşedaşım Mesut Nöbetçigil’in o harika gezi yazıları gibi bir yazı beklediyseniz yanıldınız.
Zaten biliyorsunuzdur pek çoğunuz.
Pek çok yer gibi Kaş’ın da değişmesi çok doğal.

Kırk yıl sonra…
Yine aynı arkadaşım gönderdi Kaş’a. Bu kez kendi ailesinin işlettiği pansiyona.
Kırk yıla yakın bir zamandır görmesek bile birbirimizi biz hiç değişmedik…

Her yer değişiyor…
Her şey değişiyor…
Herkes değişiyor…
Duygular değişmiyor…

Hiç ayrılmamışız gibi sitemsiz, amasız, fakatsız, kaldığımız yerden sürüyor dostluğumuz…
Bunca değişmişlik ve kirlenmişlik içinde ne güzeldir tertemiz kalan dostluklar!