Son zamanlarda en çok konuşulan konulardan birisi de ani ölümler. Özellikle de genç ölümlerde bir artış olduğu gözlenmekte.
Neredeyse ölüm haberi almadığımız gün yok gibi.
Kimimiz yakın çevresinde, kimimiz yakın çevresinin yakınında mutlak bir ölüm acısı yaşıyor. Sosyal medyada görüp okuduğumuz tanıdık, tanımadık öyle çok ölüm haberi var ki…
Genellikle de kalp krizi nedeniyle gerçekleşen ölümleri, Covid salgını sırasında olunan aşılara bağlayan çok sayıda insan var.
Son günlerde günlerce kendisinden haber alınamayan, yalnız yaşayan insanların ölümleri ise daha da üzücü.
Geçen yıl sahilde yürüyüş yaparken, bir bankın üzerinde unutulmuş bir oyuncak görmüştüm. Yazının sonunda da gördüğünüz gibi sarı saçlı bir oyuncak bebek, öylece yatıyordu bankta.
Garip belki ama hüzünlenmiştim.
Nedenini bilmiyorum. Belki de bankın üzerinde unutulan o küçücük beden, ait olduğu çocukluğu bekliyormuş gibi duyumsamıştım o an…
Eskiden ölen bir insanın ardından ailesi, eşi dostu, komşusu konuşurdu. Varsa bile kötülüğü ortaya dökülmez, herkes kendince iyi dileklerde bulunurdu.
Şimdilerde öyle mi?
Hele bir de ünlü bir kişiyseniz…
Sosyal medya bu anlamda çok kötü bir yer oldu.
Kendi halinde yaşayan birisi bile olsanız, nasıl öldüğünüzle ilgili bir anda tanınan bir kişiye dönüşebiliyorsunuz.
Ölenlerin ardından uzun uzun yorum yapanlar, içlerindeki kötülüğü paylaşınca kendilerinin daha iyi bir insan olduklarını mı düşünüyorlar acaba…?
Ya da sevmedikleri kişilerde gördükleri olumsuz özellikler aslında kendilerinde de olduğu için mi öfkelerine yenik düşüyorlar…?
Öyle iddialarda bulunuluyor ki, ölenin ruhu duysa kalkıp cevap verecek neredeyse!
Biz ne zaman bu kadar acımasız bir toplum olduk?
Hiç mi düşünülmez gidenlerin yakınları.
“Ölenler ölümü bilmez, ölüm kalanlar içindir,” der Şükrü Erbaş.
Hiç mi akla gelmez, bir annenin, bir babanın, bir eşin, bir çocuğun söylenenleri, yazılanları öğrendikten sonraki hali?
Ölen bir kere ölürken, geride kalanlar her gün ölüyor!


