Emine Bulut’un eski eşi tarafından kızının gözlerinin önünde canice öldürülmesi tüm Türkiye’yi derinden sarstı.
Emine Bulut’un yürek yakan son sözleri, ‘’Ölmek istemiyorum!’’ feryadı hepimizin içini yaktı.
O feryat sadece Emine Bulut’un değil, erkek şiddeti yüzünden katledilen tüm kadınların feryadıydı.
Emine Bulut’un kızının, ‘’Anne lütfen ölme’’ çığlığı, erkek şiddeti yüzünden hayatı kararan tüm çocukların çığlığıydı.
***
Bu yaşanan, ilk kadın cinayeti değil. Dürüst olalım, son da olmayacak. Kafalar değişmedikçe, erkek egemen zihniyetin kendinde her şeyi hak gören ilkel düşünce kalıbı tarihin çöplüğüne gömülmedikçe, bu cinayetler devam edecek.
Türkiye, Emine Bulut cinayetinin şokunu atlatamadan yeni bir kadına şiddet olayıyla çalkalandı.
Gaziantep’te yeni doğum yapan bir kadın, boşanmak istediği eşi tarafından hastanede bıçaklı saldırıya uğradı.
Şiddetin boyutunu düşünebiliyor musunuz?
***
Birisi, kızının gözleri önünde eski eşinin boğazını kesiyor.
Diğeri, yeni doğum yapmış eşine sırf boşanmak istiyor diye hastanede bıçakla saldırıyor ve ciddi şekilde yaralıyor.
Üstelik bunu yapan kişi bir öğretmen.
Bunlar son birkaç günde gündeme gelenler.
Geçmişte olanlar, unutulanlar, hiç gündeme gelmeyenler, hiç bilinmeyenler…
Daha niceleri…
Neler var neler.
***
Bu topraklar, üzerinde çok fazla acı barındırıyor.
Kadınların kanı ve gözyaşı bu topraklardan hiç eksik olmuyor.
Ben bir erkek olarak utanıyorum.
Kadına şiddet caniliğin ve merhametsizliğin yanında, zayıflık ve ezikliktir de.
Bir erkeğin sadece bir kadına değil, fiziksel olarak kendinden zayıf herhangi birine şiddet uygulaması mertliğe sığmaz.
Gücünü senden güçsüz olan birini ezmek için kullanıyorsan, sen namertsindir.
***
Emine Bulut’un son sözlerinin videoya yansıması bazı gerçekleri de bütün sertliğiyle yüzümüze vurdu.
Toplumsal olarak büyük bir yozlaşma içindeyiz.
Video kaydında bıçaklanmış, yardım isteyen birine ilk yardımda bulunmak yerine telefon kaydı yapan veya kaçan insanlar görüyoruz. Yazıklar olsun! Biz böyle bir toplum değildik…
Bizim özümüz bu değil… Biz bu değiliz.
Hepimizin annesi, bacısı, kuzeni, eşi, arkadaşı var. Sevdiklerimizin can güvenliği her şeyden önemlidir.
***
Ülkemizde kadına şiddet olayları o kadar arttı ki sevdiğimiz insanlar her an bir magandanın, kendini adam sanan bir alçağın saldırısına uğrama tehlikesiyle karşı karşıya.
Kadına şiddette, kadın cinayetlerinde, tecavüzde ve çocuk istismarında ülkemiz dünya ülkeleri arasında en üst sıralarda. Bundan utanç duymalıyız.
Türkiye’de kadına şiddet kanayan bir yana.
Ancak asıl sorun, genel bir şiddet halinin olması.
Kadına şiddetin önüne geçmek için bu genel şiddet eğiliminin kökünü kazımak lazım. Bu ülkede sadece kadına şiddet yok.
***
Erkeğin erkeğe şiddeti var, çocuğa şiddet var, hayvana şiddet var, doğaya şiddet var…
Herkese ve her şeye yönelik gözü dönmüş bir şiddet hali var…
Genel bir cinnet sarmalı söz konusu.
Bu şiddet sorununu sadece mahkemelerin vereceği yüksek cezalarla çözemeyiz.
Caydırıcı cezalar elbette önemlidir ve olmalıdır.
Ama bu, işin sadece hukuki ayağı. Önleyici tedbirler de şart.
***
En başta da eğitim sisteminin buna göre yapılandırılması gerekiyor.
Kadına şiddetin sonlanması için çocuklarımıza daha küçük yaşlarda hem ailede hem de okulda kadının ikinci sınıf bir insan ve erkeğin egemenliği altındaki bir varlık olmadığı öğretilmeli.
Eğitim sistemi bu konuda planlı ve sistemli bir müfredat uygulamalı. Sadece kadına şiddet konusunda değil, genel şiddet eğilimini törpüleyecek barış ve sevgi odaklı, ekolojik, çevreci bir eğitim modeli benimsenmeli.
***
Açık konuşayım, kadın cinayetlerinden ve felaket haberlerinden sonra sosyal medyada duyarlılık kasmak bana samimi gelmiyor.
Her kadın cinayetinden sonra, her çocuk istismarından sonra sosyal medya yıkılıyor.
ma sokaklar boş.
Somut hiçbir tepki, somut hiçbir çalışma yok. Sosyal medya elbette ki doğru kullanılırsa, faydalı bir mecra.
Fakat tepkilerimiz sadece sosyal medyadan ibaret kalacaksa, o zaman bu şiddet sorunu kesinlikle çözülemez.
Gösterdiğiniz tepkilerin samimi olması için elle tutulur şeyler yapmalısınız.
***
Bu sorunun çözülmesi için tepkinizi ilgili kurum ve kuruluşlara göstermelisiniz.
Çözüm yolları düşünmeli, düşündüğünüz çözüm önerilerini ilgili kurum ve kuruluşlarla paylaşmalısınız.
Konu ile ilgili çeşitli platformlar oluşturarak veya mevcut sivil toplum kuruluşlarını destekleyerek bu mücadeleye katkı koyabilirsiniz.
Verdiğiniz tepkiler kadar vermediğiniz tepkilerden de sorumlusunuz. Bu nedenle yaşadığımız acılardan dolayı hepiniz suçlusunuz! Hepimiz suçluyuz!
Yıllardır siyasi mücadelenin ve sivil toplum mücadelesinin içinde olan birisiyim.
***
Kadına şiddet de dahil olmak üzere, pek çok konuda tepki gösteren insanların olayların üzerinden zaman geçtikçe yaşananları unuttuğuna şahit oldum.
Tepkiler günlük ve sığ kalıyor.
Böyle olduğu sürece de hem kadın cinayetleri hem de ülkedeki şiddet sarmalı sürüp gidiyor.
Sığ tepkilerimizi planlı bir mücadeleye ve sistemli bir çalışmaya dönüştürmek zorundayız.
Bunu yapmadığımız takdirde kaybettiğimiz canlar için ağlamaya ama birkaç gün sonra da hiçbir şey olmamış gibi yaşamaya devam ederiz.

