Çarşamba, 30 Eylül 2026 30.09.2026
14°C
USD 49,00
EUR 55,61
Altın 6.589
Benzin 80,80
Dizel 93,80

İçimizdeki boşluk…

o boşluk doldu sanırsınız

İçimizdeki boşluk...

oysa o boşluğu dolduran eksilmenizdir
Murathan Mungan

Bu yazının konusu, aslında hiç de yabancı olmadığımız bir duygu:

İçimizdeki Boşluk…

İçindeki boşluğu uzun zamandır yoğun bir duyguyla yaşayan, daha doğrusu yaşamaya çalışan, ellili
yaşlarda bir kadından söz edeceğim.

Çocukluğundan bu yana her istediği yapılan, öyle ki henüz dillendirmeden “hissedilerek” istekleri
karşılanan, hiçbir eksiği olmadan bu yaşlara gelmiş bir kadın.

Çok başarıl bir kariyeri olan, maddi anlamda her şeye sahip bu kadın mutsuz.

Hem de çok!

Uzun zamandır içindeki sessiz çığlıklar duyulsun, görülsün ister gibiydi…

Önce sesiyle sarıldı…

Art arda, soluk soluğa koşan sözcükleri yakalayamıyordum… Yakaladıklarımsa, kalbime çarpa çarpa
ilerliyordu…

Bir saatin sonunda telefonum otomatik olarak kapandığında, kulağımdaki kuş sesleri de “imdat” diye
bağırınca, buluşmak için sözleştik.

Duygularını derin dondurucuya kaldırmış gibiydi…

Ne sevinç!

Ne keder!

Donuk bir ifadeyle, içinde tanımlayamadığı bir şeyin eksik olduğunu ama neyin eksik olduğunu
bilmediğini, her şeyin anlamsız geldiğini, kendisini dışardan izler gibi hissettiğini söyleyen arkadaşım
şöyle devam etti:

“Biliyor musun, ben halen anne babamın beni sevip sevmediğini bilmiyorum. Öyle çok isterdim ki
kucaklanmayı, koklanarak öpülmeyi… Hiç değilse başımı okşasalardı…

Bekledim!

Hep bekledim…

Hasta numarası yapardım.
Beklerdim…

Ameliyat olurdum.
Beklerdim…

Sınıf birincisi olurdum.
Beklerdim…

Sonra da çareyi, aklıma gelen gerekli gereksiz pek çok şeyi istemekte bulurdum.

İkiletmezlerdi hiç.

Bir keresinde bisiklet istemiştim. Oysa bir bisikletim vardı.

Sorgulamadılar hiç!

Ertesi gün ikinci bisikletim kapının önündeydi.

Bir kez bile gözümün içine bakıp, ne söylediğimi dinlemediler.

Hep çok işleri vardı.

Büyüyünce çok işim olmasın diye dua ederdim.

Çok sevmeyi, ona yedi yirmi dört sarıldığımı düşlerken, şimdi çocuğumu göremiyorum bile.

Evlendiğimde kocamın beni sevmesini çok istedim.

Ama işte biliyorsun! O çok iyi bir insan aslında.

Bu arada, aynı evde büyüdüğümüz kardeşimin çok huzurlu bir hayatı var.”
…
O konuşurken, benim de aklımdan düşünceler, konuşmalar hızla akıp geçiyordu…

Psikiyatr bir arkadaşım, üç kardeşi ayrı ayrı dinlediğinde, neredeyse anne babalarının ayrı olduklarını
düşündüğünü söylemişti.

Ebeveynler çok kabul etmeseler bile çocuklarına farklı davranabiliyorlar.

Evliliklere dışarıdan bakarak;

“Ne güzel bir çift, ne mutlular, çok yakışıyorlar…”

“Yazık bu adama-kadına, ”demek de her zaman doğru olmayabiliyor.
İyi bir ceket ve iyi bir pantolon her zaman iyi bir takım olmayabiliyor.
Bana kalırsa; hayatın değil ama mutsuz evliliğin neresinden dönülse kârdır.

Hem üzülmüş hem de sevinmiştim.

Üzülmüştüm; bir süreliğine geçici olarak rahatlama sağlayan aşırı davranışlarla doldurmaya çalıştığı
boşluk, sonrasında daha da derinleşiyordu…

Sevinmiştim; en azından içinin karmaşasının ayırdına varmıştı…

Terapi almaya karar verdi.

Hızlı bir iyileşme olmasa bile içinde bir yerde bir ışık, yavaş yavaş aydınlatmaya başladı önce ruhunu,
sonra yüzünü…

Uzun zamandır aşırı sosyalleşmeyle birlikte aşırı alkol de kullanan, aşırı şekilde yemek yiyen ve alış-
veriş yapan arkadaşım, yavaş yavaş normale dönüyordu…

Uykuları düzene girmiş, sosyal ilişkileri daha dengeli hale gelmiş, en önemlisi de çocuğuna zaman
ayırmaya başlamıştı.

Böylelikle, kendini çoğaltarak devam edecek olan duygusal ihmalin döngüsü de kırılmıştı.

Kendimizden kaçmayacağımız zamanlara…

Sevgiyle, iyilikle, şefkatle!