Perşembe, 8 Ekim 2026 08.10.2026
7°C
USD 49,20
EUR 55,09
Altın 6.494
Benzin 85,10
Dizel 90,50

Washington (13)

Washington (13)

Washington Renaissance Otel’e dönüp odalarımıza dağıldık. Duş alıp bir süre dinlendikten sonra kurt gibi acıktığımı hissettim. Giyinip restoran kısmına geçtim. Etrafta beyaz örtülü kocaman masalar vardı ama garson namına kimse görünmüyordu. Dikkatli bakınca servisin bambaşka bir tür “self-servis” olduğunu anladım: Yemekler bir bant üzerinde yavaşça ilerliyor, insanlar beğendikleri tabağı bantın önündeki şeffaf kapağı kaldırıp tepsisine alıyordu. Bant kenarındaki etiketlerde yemeğin adı ve içeriği yazıyordu.

“Belki en lezzetlisi en sondadır” varsayımıyla biraz izledikten sonra, gözüme kestirdiğim birkaç tabağı tepsime alıp yuvarlak bir masaya oturdum ve iştahla yedim. Yemeğin ardından çay-kahve makinelerine doğru ilerledim. Orta boy fincana kahvemi doldurup masama henüz bırakmıştım ki, köşede ışıl ışıl parlayan, dev bir çam ağacını andıran pasta dolabını fark ettim. Kendi etrafında yavaşça dönen bu dolabın kat kat raflarında çeşit çeşit pastalar sergileniyordu.

Bu cazibeye dayanamayıp gözüme kestirdiğim iki kişilik bir pastayı cam kapağı açarak aldım. Masama dönüp afiyetle “gömerken”, tam karşımda oturan Taylandlılar işaret diliyle pastayı nereden aldığımı sordular. Ben sol kolumu kaldırıp o ışıltılı dolabı göstermemle birlikte, salonda bulunan dünya donanmalarından gelmiş askeri personel, sanki hücum emri almış gibi dolaba üşüştü! Pastayı kapan masasına koşturuyordu.

Tam o sırada uzun boylu, döpiyesli bir kadın ve takım elbiseli iki adam içeri girdi. Pastaları iştahla yiyenleri görünce ellerini dizlerine vurup, “Oh my God! No, no, no!” diye bağırmaya başladılar. O an gerçeği anladım: Meğer o dolap sadece numune dolabıymış! Normalde numara seçilip görevliye söyleniyor, o da mutfaktan bir dilim getiriyormuş. Ama iş işten geçmiş, numune dolabı bir kere boşaltılmıştı. Hiç üzerime alınmadan sessizce oradan uzaklaştım.

Güç Sembolleri Arasında: National Mall ve Washington Anıtı

Oteldeki bu küçük pasta macerasından sonra, şehrin kalbi sayılan National Mall bölgesine doğru yürümeye başladım. Beyaz Saray’dan Kongre Binası’na (Capitol) kadar uzanan o devasa yeşil alan ve ortasındaki büyük dikdörtgen havuz, insanın kendisini bir tarihin içinde hissetmesine neden oluyor.

Bu uçsuz bucaksız parkın en görkemli yapısı, gökyüzüne bir mızrak gibi yükselen Washington Anıtı (Washington Monument). İşte bu dev dikilitaşın hikâyesi:

İnşasına 1848 yılında başlandı ancak iç savaş ve ödenek yetersizliği nedeniyle yapımı tam 37 yıl sürdü. Eğer anıta dikkatli bakarsanız, gövdesinin alt kısmıyla üst kısmındaki taşların renginin birbirinden farklı olduğunu görebilirsiniz; çünkü inşaat durduktan yıllar sonra farklı bir ocaktan taş getirilmişti.

ABD’nin kurucusu George Washington’ın anısına dikilen bu yapı, yaklaşık 169 metre yüksekliğiyle dünyanın en yüksek taş yapısı ve en uzun dikilitaşıdır. Tasarımı antik Mısır dikilitaşlarından esinlenmiştir; bu da “ebediyet ve güç” anlamını taşır.

Anıt ile Lincoln Anıtı arasında uzanan o meşhur Reflecting Pool (Yansıma Havuzu), dikilitaşın suya vuran silüetiyle birlikte eşsiz bir simetri oluşturur. Bu havuz sadece görsel bir şölen değil, aynı zamanda Amerikan tarihindeki pek çok sivil haklar yürüyüşüne de ev sahipliği yapmış bir “özgürlük sahnesi”dir.

Beyaz Saray’ın zarafeti ile Kongre Binası’nın ihtişamı arasında duran bu devasa anıt, sanki şehri selamlıyor gibiydi.

Sağlıcakla kalın

Der ki “Mevlana”
Kalbin çocuk kalmışsa hak sana yakındır…!

Bugün de vazgeçmedik.
Yarın da niyetimiz güzellikler olsun.

Ramazan-ı Şerif’iniz hayırlara vesile olsun.
Dua ile.

1 Yorum