Perşembe, 1 Ekim 2026 01.10.2026
18°C
USD 49,02
EUR 55,66
Altın
Benzin 84,90
Dizel 97,40

Yalnızlık

Yalnızlık, tüm ölü dallarımızı parçalayan sessiz bir fırtınadır. Buna rağmen yaşayan köklerimizi, yaşayan dünyanın yaşayan kalbinin daha derinlerine ulaştırır...

Yalnızlık

Halil Cibran

Çevremdeki yalnız yaşayan arkadaşlarım çoğaldıkça, “yalnızlık” üzerine konuşmalarımız da doğal olarak çoğalmaya başladı…

Pek çoğunun eşi ya vefat etmiş ya da ayrılmışlar. Bazıları da tercih ederek yalnız yaşamayı seçen kadınlar…

Erkek arkadaşlarda da aynı durumda olanlar olsa da ben, kadınların duygularını daha iyi biliyorum.

Farklı yaş gruplarındaki yalnız kadınların yaşama bakışları da bir o kadar farklı…
Bazıları yalnızken iyi hissederken, bazıları da zor olduğunu düşünüyor.

Birbirlerini tutkuyla severken, genç yaşta eşlerini kaybetmiş kadın ve erkeklerin duyguları, acıları ise değişmiyor hiç…

Güçlü bir sevgi bağı olan evliliklerde özellikle ortak paydalar da varsa, geç yaştaki kayıplarda bile duygular, acılar değişmiyor…

Giden bir kere ölürken, geride kalan hemen her gün ölüyor… Yaşam süresi uzadığında ise demans kaçınılmaz oluyor genelde.

Bazıları, zorlu bir kara kış sonrası geleceğini bildiği güneşli bir İlkbahar gibi, kötü anıları unutup, yaşanmış güzelliklere tutunarak sürdürüyorlar yaşamlarını…

Bazıları ise hep sonbaharda… Sırtını dönüyor yaşama…

En çok duyduğum söz; iyi ya da kötü bir şey olduğunda eşleriyle paylaşamamalarının canlarını çok yaktığı…

Bu durum anne baba ve can dostlar için de geçerli. Yine de insanın yaşamını paylaştığı yol arkadaşıyla olan yakınlığı daha farklı olmalı.
***
Aslında, yalnızlığın insanlardaki farklı yansımalarını yazmak istemiştim. Konuyu dağıttım yine.

Genelde, tercih edilen yalnızlıkta kendi kimliğini bulan insanlar, son derece huzurlu, keyifli yaşıyorlar…

Zorunlu yalnızlıktaki insanların büyük bir bölümü de – belki yıllarca omuzlarında ağır yükler taşıdıkları için – yeni yaşamlarının keyfini sürüyorlar…

Bazı düşünürler yalnızlığı yüceltirken, bazıları sosyal izolasyonun, geri çekilmenin iyi gelmediğini söylüyorlar.

En çok ilgimi çeken Francis Bacon’ın; “Yalnızlıktan hoşlanan kim olursa olsun, ya vahşi bir canavar ya da bir tanrıdır.”düşüncesi oldu.

Bacon bu düşüncesiyle, sosyal çekilmeyle birlikte, içimizde bir yerlerde belki de kendimizin bile ayırdına varamadığı hayvani ve ilkel yanlarımızın açığa çıktığı görüşünde olmalı…

Walter Benjamin de ;” Tek başına yemek yemek kişiyi sert ve kaba yapma eğilimindedir.”der.

Peki, tek başına yaşarken kendilerine özenle sofra kuran ve bunun keyfini süren, kendisine özen gösteren insanlar…

“Tenhadaki yalnız insan kendi tarafından tüketilir, kalabalıklar arasında ise başkaları tarafından. Tercihinizi yapın!” Nietzche.

Oysa insan kendisini tüketmeden de yalnız kalabilir…

Kalabalıklar arasındaki yalnızlık çok daha yorucu…

Ne diyordu Dostoyevski Suç ve Ceza’ da;” Yalnız kalmak, yemek ve içmek gibi doğal bir ihtiyaçtır. “

İnsan kendisiyle yalnız kalabilmeli…

“İnsan kendisine, iç dünyasına doğru yürümeli ve saatler boyu kimseyle karşılaşmamalıdır.” Rilke.

İşte o tenhalıktır iyi gelen insana!

Yalnızlığın standart bir tanımı yok bana göre.

Ama insan mutlaka kendisiyle kaliteli vakit geçirebilmeli…
Böylelikle çoğu kez gölge yanlarımızla da yüzleşiriz…

Yalnız kalan kişinin ölçüleri ve mesafeleri değişir, ufku genişler…

Bir binanın zemin katından gördüklerimizle, onuncu katından gördüklerimiz çok farklıdır…

İster yalnız, ister kalabalıklarla, yeter ki huzurla!