- Onca yıl… Onca yol boşuna mı yüründü? dedi arkadaşına. Yüzündeki patlamaya hazır
yağmur bulutuyla… - Çıkılan her yol umuttur. Ama yine de yolun başını çekendir umudu diri tutan.
- Ne söyleyeceğini anladım dostum.
- Biliyorsun, ben hiç inanmadım. Hiç “sahici” gelmemişti bana. Bu yüzden de senin gibi pek
çok arkadaşım kızmıştı. - Biliyorum. Rolü ezberletilmiş sahnedeki ilkokul çocuğuna benzetirdin onu.
- Söylemlerinin inandırıcı olmaması bir yana, daha da önemlisi kendisi de inanmıyordu ki!
İnsan, inanmadığı bir yola çıkarken, nasıl olur da umuttan başka tutunacakları dalı kalmamış
insanları da sürükler peşinden? - İyi de ne yapsaydık?
- İlk yenilgi… Tamam, anlamadık… İkincisi… Üçüncüsü…
“Kandırıldık.”
“Bir, iki, üç, dört tamam… daha da katlanamam… diye başlayan bir şarkı bile var, biliyorsun,
dedi arkadaşına. Yüzündeki güneşi arkasına saklamış kararsız bir bulutla… - Yani dostum, çaresizlikten, bile bile… “Küçük olsun, benim olsun,” düşüncesiyle hareket
edildiğinde hiçbir oluşumdan hayır gelmez. Geçmişte bedelini ödedik.
Gelenler gider, gidenler gelmez, derim hep. Ne yazık ki gelen gitmiyor, giden geri geliyor.
Hem de defalarca…
Harese nedir biliyor musun dostum?
“Harese” Arapça bir sözcük. Hırs, haris, ihtiras, muhteris sözcüklerinin kökeni.
Develer, açlığa ve susuzluğa dayanıklı hayvanlardır. Bu yüzden, develere ‘çöl gemileri’
deniyormuş. Dayanamadıkları tek şey çölde yetişen dikenli bir bitki. Develer bu otu
yediklerinde keskin dikenler ağızlarında yaralar oluşturur ve kanamaya başlar. Tuzlu kan
develerin daha da çok hoşuna gider. Yedikçe kanar, kanadıkça yerler. En sonunda kan
kaybından ölürler…
İşte o dikenin adı haresedir. - Peki, insan bu yıkıcı duygudan nasıl kurtulur?
- Her duyguda olduğu gibi, ilk önce ayırdına varmak gerekir.
- Eyvah!
- Ne oldu?
- İleri yaşlarda bunun çok daha zor olabileceğini düşündüm.
- Belki de çoğu insan başarı için değil, kendi içindeki değersizlik duygusunu susturmak için
zorlamaya devam ediyor. - Ahh dostum! Bu durumdan birkaç insanın etkilenmesiyle koskoca bir toplumun etkilenmesi
arasında kocaman bir uçurum var. - Öyle elbette. Ancak yeni bir yol her zaman vardır. Bazen en aydınlık sabahlar, en karanlık
gecelerin ardından doğar.
Tıpkı güneşin doğuşundan hemen önceki an gibi…
Yeter ki yeni yola, eski bahçenin toprağıyla, gübresiyle ve suyuyla çıkılmasın…
Yeni Bir Güneş Doğarken…

