Suriye İç Savaşı’nın iki büyük kazananı var.
Biri Rusya, diğeri ise İran.
Çok fazla ortak paydaya sahip olmayan bu iki ülke, Suriye İç Savaşı’nda Esad’ı destekleyerek rejimin ayakta kalmasını sağladı. Kendi çıkar ilişkilerinde birtakım çelişkilere sahip olan iki ülkenin en önemli ortak noktası ABD karşıtlığı.
Esad Rejimi’nin devamı ve ABD karşıtlığı üzerinden kurulan ittifak şu aşamaya kadar başarılı oldu.
Fakat bundan sonrası oldukça karışık bir denklem.
***
İran’ın Suriye’deki milis gücü, Rusya için son derece kullanışlıydı. Tehlikeli görevlerde ve kritik bölgelerde, feda edilebilir güçler olarak İranlı milisler kullanıldı.
Oldukça da başarılı oldular.
Suriye Rejimi’nin ülkede kontrolü sağlamasında büyük katkıları oldu. ABD gibi emperyalist bir güce ve onun müttefiklerine karşı İran gibi bölgesel bir gücü yanına almak Rusya için doğru bir hamleydi.
***
Rusya, Suriye’deki nüfuzunu günden güne arttırarak Orta Doğu’da güçlü bir aktör haline gelirken, İran’ı kullanmayı bildi.
Fakat artık iç savaşın sonuna gelindi ve İran’ın Suriye’deki varlığı Rusya için sorun oluşturmaya başladı.
ABD ve Batı ülkeleri tarafından hedef alınan İran Rejimi, Rusya’nın küresel güçlerle anlaşma alanını daraltıyor.
Zira İran’ı tehdit olarak gören ABD, bu bahaneyle Suriye topraklarındaki varlığını sürdürüyor.
ABD’nin Suriye ve Orta Doğu’daki öncelikli hedeflerinden biri İran’ın etkisini azaltmak.
***
ABD ve müttefiklerinin tepkileri bir yana, Rusya da Suriye’deki kazanımlarını İran ile paylaşmaktan hoşnut değil; İran’ın Suriye’de daha fazla güçlenmesini istemiyor.
İran’ı kontrol edilebilir bir müttefik olarak elinde tutmak ama gücünü de sınırlamak Rusya’nın öncelikleri arasında.
Suriye Rejimi, şu ana kadar Rusya ve İran arasında dengeli bir siyaset izledi.
İki güçten de doğru bir şekilde faydalandı fakat gelecekte bir tercih yapmak zorunda kalabilir.
***
İran, Orta Doğu’nun yükselen gücü.
Nüfuz alanını her geçen gün biraz daha genişletiyor.
İran’ın Neo-Pers İmparatorluğu hayalleri henüz gerçekleşmese de bu hayalin ilk aşaması olan Şii Hilali projesi büyük bir aşama kaydetmiş durumda.
***
İran; Şii nüfusun yoğun olduğu Azerbaycan, Irak, Suriye, Lübnan, Bahreyn ve Yemen’i içine alan bir egemenlik bölgesi oluşturmayı uzun zamandır planlıyordu.
Bu plan dahilinde, İran etkisi Irak’ta, Suriye’de, Lübnan’da ve Yemen’de kendisini güçlü bir şekilde hissettiriyor.
Irak’ta Haşdi Şabi’ye, Suriye’de Esad Rejimi’ne, Lübnan’da Hizbullah’a ve Yemen’de Husilere verilen destek bunun açık bir göstergesi.
***
Mezhepsel temele dayalı Şii Hilali projesi, Orta Doğu’daki Sünni-Şii ayrışmasını körüklüyor.
İslam Dünyası’nda Suudi Arabistan’ın başını çektiği ABD destekli Sünni Blok ile İran’ın başını çektiği Rusya ve Çin’e yakın olan Şii Blok arasında gerilim mevcut.
İran ve Suudi Arabistan arasındaki çekişme bölgede mezhepsel kırılmalara yol açabilir.
***
Suriye’deki iç savaşın mezhepsel boyutunun da olduğunu unutmamalıyız.
Bu mezhepsel farklılıkların İran-Suudi Arabistan gerilimi ile bölgede daha geniş alanlara yayılması, bölge için tehlikeli bir durum ortaya çıkarabilir.
Türkiye, bölgenin en önemli ülkesi.
İran’la da bölgedeki diğer ülkelerle de tarihsel ilişkileri var.
***
Dış politikada duygusallığa yer yoktur.
Her ülke kendi ulusal çıkarları doğrultusunda hareket eder.
İran ile ortak hareket edebileceğimiz konularda uzlaşabiliriz.
Böyle bir uzlaşı özellikle milli güvenliğimiz açısından olumlu sonuçlar doğurabilir.
Fakat bunu yaparken İran’ın uzun vadeli bölgesel stratejilerini de doğru analiz etmeli ve gelecekte bizi zor durumda bırakabilecek politikalardan uzak durmalıyız.

